Bu Blogda Ara

26 Ocak 2026 Pazartesi

DİPLOMAMIN KENARI ALTINYALDIZLI

 

Bir gün bitirme projesi hocamız “üç ay sonra diploma aldığınızda, mimar olduğunuzu mu   zannedeceksiniz? O diploma size artık mimar olabilirsiniz diye veriliyor” demişti. Biz de hocamıza içten içe kızmıştık. Yıllar onun haklılığını gösterdi. Kırk altı yıl geçmesine rağmen halâ kendimden şüphe ederim.

Diploma, meslek tescilini gösterdiği gibi… Talebenin zekasını, bilgi düzeyini, istidadını ve (her ne kadar ülkemizde bu mümkün olmasa bile) karakterinden emareler gösterir.

Mesela,

Eğer imkanları müsaitse, zekâsı da yerinde ise ve sınıfları iteleye-kakalıya geçiyorsa belli ki (en hafif deyimle) çok rahat, gelecek kaygısı ve sorumluluk sahibi olmayan bir delikanlıdır. Demektir. Aynı zamanda geleceğe ait idealleri de sıfır diyebiliriz.

Bir tarihler,

Maddi imkanları kısıtlı, iki yıllık okulda okuyan bir stajyerime “falanca holding sahibi adamın Boğaziçi Üniversitesini bitirmiş oğlu mu daha başarılı yoksa sen mi?” Diye sorduğumda “elbette o” diye cevap vermişti. Ben de “başarı imkanları en iyi değerlendirebilme sanatıdır. Bu kadar imkana göre değil Boğaziçi, Oxford bile az gelmesi lazım” demiştim. Moral vermek kabilinden. Ama yine de sözümün arkasındayım.

Türkiye’de bir diploma kavgasıdır gidiyor. Bu iptal davası hukuki mi, değil mi? Ben bu konuda ahkam kesecek kadar hukukçu değilim. Ama böyle bir davanın “absürt” olduğuna ihtimal verecek kadar da hem bilgi dağarcığıma ve hem de yaşımın kemaline güveniyorum. Böyle bir davaya şaşırmadım, çünkü burası Türkiye, sürprizler ve “absürtler ülkesiyiz” zira.

Önce şuradan başlayayım,

Cumhurbaşkanı olunabilmesi için dört yıllık yüksek öğrenimin şart koşulması kadar “absürt” bir şey olabilir mi mesela.

Yine mesela,

Benim gibi bir kenar, köşe kasabasında mesleğini icra etmeye çalışan bir kişinin cumhurbaşkanı olmaya hakkı var… Ama rahmetli Bülent Ecevit gibi ömr-ü hayatı siyasette geçmiş, her daim devletin içinde olmuş, ülkesini moleküllerine kadar tanıyan ve hatta başbakan bile olmuş birinin cumhurbaşkanı olmaya hakkı yok. Ben demiyorum, kanunlarımız öyle diyor.

Sadede geleyim,

Ekrem İmamoğlu belli ki (yüksek öğretim macerasına bakarak) hayata rahat bakan, öğrenmek gibi bir derdi olmayan, her şeyi kısa yoldan halletmenin peşinde olan bir gençmiş. Hidayete ermiş olamaz mı? “İnsan yirmisinde ne ise kırkında da odur” derdi (huzur içinde uyusun) rahmetli Ulu Büyük Dedem.

Ben şahsen, insanların diplomalarından çok- ki şimdi sudan ucuz- hayatını nasıl yaşamış, hangi geçeklerden geçmiş onlara bakarım. Bunlara bakarak cumhurbaşkanlığı konusunda ustalığı bırakalım çırak bile değil.

Amma da küçümsedin. Diyebilirsiniz.

Efendim, sekiz yüz bin farkla İstanbul belediye başkanlığına seçilmiş olması parmak hesabı ile şanslı görülebilir. Ama her yüksek oy alan belediye başkanının bu güzel ülkemin cumhurbaşkanlığını yapabilecek tecrübeye, kabiliyete ve cumhurbaşkanlığı makamının kendine has niteliklerine sahip mi bakalım?

Bir de,

Eğer belediye başkanı seçilmese idi “mumla aranır mı idi?”

“İyi ama anketlerde hep birinci geliyor, ona ne diyeceksin?” Der gibisiniz.

Sizin önünüze üç kurtlu meyve koysam ve desem ki “en halis olanlardan birini seçin.” Siz de paşa-paşa (size göre) “en halisini” seçersiniz. Sonunda “anaa… Bu kurtluymuş yahu… Bizi kandırdı namussuz.”

Neyse… Ciddi devam edelim,

Burada, cumhurbaşkanında olması gereken meziyetleri sayacak değilim. Bilen biliyor. Şunu da diyebilirsiniz. “Bizler ne cumhurbaşkanı adayları gördük… İmamoğlu onların yanında bulunmaz Hint kumaşı.”

Hah… Bunda çok haklısınız…  Zira burası Türkiye.

Kerameti nereden geliyor derseniz? Acaba İstanbul’u sel bastığında İngiliz sefiriyle tavla oynamasından mı? Ben komplocuyum… Bana göre ihtimal payı yüksek.

 

 

Hiç yorum yok:

DİPLOMAMIN KENARI ALTINYALDIZLI

  Bir gün bitirme projesi hocamız “üç ay sonra diploma aldığınızda, mimar olduğunuzu mu   zannedeceksiniz? O diploma size artık mimar olabil...