Bu Blogda Ara

24 Ocak 2026 Cumartesi

20 ve 26 YANVAR… (Rafiq Quliyev’in anısına)

 

Aslında benim Azerbaycan’la alakam 1977’nin baharında başlar. Ülkücü hareketin sempatizanı idim. Turan, Orta Asya, Dış Türkler bizim kutsallarımızdı. Ayrıca Sovyet hapishanelerinde çile çeken Mustafa Cemil Kırımoğlu biz ülkücülerin başkahramanıydı. Onun zincirlerini kıran temsili fotoğrafı duvarlarımızda asılı, her zaman gözümüzün önünde idi.

Bir gece, perdeleri açık odamda, çizim masamdaki spot lambasının ışığında el kadar kısa dalga radyomun frekanslarını kurcalarken, birdenbire bayan spikerin “burası SSSR Azerbaycan Respublikası Baky Radyosu” anonsunu işittim.

Türkçeye benzeyen ama konuştuğumuz Türkçeyle alakası olmayan bu ses bana enteresan geldi. Dikkat kesildim.

Spiker konuşmasına devam etti, sonra bir mahnı dinletmeye başladı. Mahnı bizim Erzurum havalarına benziyordu ama değildi. Sözlerini çat-pat anlıyordum. Müziği ruhumu okşadı, ruhumun derinliklerinde hissettim.

Bulutsuz gecede Tepebaşı semalarından yükselen Dolunayla birlikte Azerbaycan mahsının müziğinden etkileniştim. Çizimi bıraktım, sandalyeme yaslanıp “yak bir cigara Yakup” dedim.

Azerbaycan neresi? Baky neresi? Düşünmeye başladım. Sanki Kaf Dağının ardında yıllarca belki de yüzyıllarca önce ayrıldığım vatan toprağından geliyordu bu ses.

O geceden sonra mahnının müziği kulağımdan hiç gitmedi. Her gece radyonun dalgalarında aramama rağmen bir daha bulamadım. Bakü ve Azerbaycan benim için bir tutku oldu. Bu konuda araştırmalar yaptım, fotoğraflar biriktirmeye çalıştım. Elbette şartlar bu denli kolay değildi.

Gün geldi, Sovyetler çatırdamaya başladı, Sovyet Cumhuriyetlerinde olaylar baş gösterdi. Bunlardan biri de 20 Yanvar Bakü kırımı idi. Halk Cephesi liderliğinde Azerbaycan Türkleri “artık yeter” diyordu.

O anda kendime “ben ne yapabilirim” düşüncesi geldi.

Ben ne yapabilirim?

Bu tutku beni ütopik düşüncelerden daha yere basan, gerçekçi düşüncelerimi uygulamak için fırsat oluşturmuştu. Azerbaycanlılar Derneğinden aldığım adresle mektup yazmam, oradan arkadaş edinip karayolu ile Sarp kapısından ailemle birlikte Bakü’ye gitmem bir yıl içerisinde oldu. Bu seyahat 1990 yılında gerçekleşti. Pasaportumdaki giriş mührü Sovyet hatırasıdır.

Yılların hayali olan Bakü’ye gidişim gerçek olmuştu. Ama halâ Sovyet bayrağının Azerbaycan semalarında dalgalanması, Şehitler Hıyabanında 20 Yanvar şehitlerinin mezarları beni ziyadesi ile üzmüştü. Çünkü biz Anadolu Türleri böyle şeylere alışık değildik.

Orada birçok anılarım oldu, dostlar edindim. Birçok düşüncelerimi yeniden revize ettim. Orada bir de şunu anladım. Siyaset, rejim her ne olursa olsun, esas olan halkın duygularıydı. Yüzyıllar geçse de duygular ruhun derinliklerinde, bir yerlerde muhafaza ediliyordu. Günü geldiğinde yeniden filizleniyordu.

Dost edindiklerimle günün şartlarında ve atmosferinde sohbetlerimiz oldu. Onlar beni, ben onları anlamaya çalıştım. Sohbetlerimizin bir yerinde “20 Yanvar kırımı çok üzücü ve kabul edilemez bir şey. Nasıl ki biz Çanakkale’de 250 bin şehit vermiş ve bu bedelin karşılığında millet olmanın bilincine ulaşmışsak… Siz de bu kırımın bedeli olarak millet olmanın bilincine ulaşacak ve değerini idrak edeceksiniz.” Biraz teselli kabilinde, zamansız ve densiz beyanım karşısında, evinde misafiri olduğum arkadaşım Rafik Quliyev bana çok kızmıştı. Evinde on bir gün kaldığım çok değerli arkadaşım kibarlık edip bir-iki serzenişten başka tek söz etmedi.

Yılların beni haklı çıkardığını zannediyorum. Azerbaycan artık millet olmak yolunda büyük bir mesafe aldı. Azerbaycan şimdi kendine daha çok güveniyor. Dolayısıyla Bakü daha şen ve huzurlu.

Bakü vaktiyle benim “hayallarımın payitahtı” olmuştu. Öyle de devam etti. Ne yazık ki, son yıllarda birçok kereler gitmeye niyetlenip vazgeçtiğim Bakü artık “hüzünlerimin şehri.” Çünkü ilk göz ağrım Bakü’de beni içtenlikle karşılayacak, dost meclislerinde Azerbaycan’ın başarısını kutlayacağımız Rafiq ve diğer dostlarım hayatta değiller.

Özellikle üzüntüm, değerli Rafiq dostumun Azerbaycan’ın vatan topraklarını kurtarmasını görememiş olması. Bir de laf aramızda, geçmişte olduğu gibi, onun bam teline basıp kızdırmaktan mahrum kalmam.

26 Yanvar onun rahmete gidişinin yıl dönümü. Ben her yıl Yanvar geldiğinde iki kederi birden yaşıyorum.

“Rafiq… Keşke Karabağ ve Cebrail’in azad oluşunu görüp, millet olmanın hazzını beraber yaşayabilseydik. Dilerim balalarımız bunun değerini bilir. Seni çok özlüyorum.”

Not; 20 Yanvar yıldönümü münasebeti ile Azerbaycanlı qardaşlarımızın üzüntülerini paylaşırım.

 

 

 


Hiç yorum yok:

DİPLOMAMIN KENARI ALTINYALDIZLI

  Bir gün bitirme projesi hocamız “üç ay sonra diploma aldığınızda, mimar olduğunuzu mu   zannedeceksiniz? O diploma size artık mimar olabil...