Adam köyde
mütevazı evinin önünde, duvara sırtını dayamış yere oturuyordu. Cigarasından
derin fırtını çekerken “ne olacak halimiz?” Diye geçirdi içinden.
Öyle ya,
Yaşı
altmışını geçmişti. Kızlarını evlendirmiş, oğulların her birisi şehirde
kendilerine iş bulmuşlar, ev, bark sahibi olmuşlardı. Köye bayramlardan bayrama
ya da bir-ikisi fındık toplama zamanı öylesine uğruyorlardı. Babamız
“gelmediler demesin” kabilinden…
Adam
fındığı babasının diktiğini zar zor hatırlıyordu. O zamanlar sabi çocuktu. Dedesinin
zamanında tarlada mısır, fasulye, pancar vs. evin ihtiyaç duyduğu ne varsa
dikiliyordu. Fındık furyası başlayınca babası da buna uymuş, tarlaya fındık
dikmişti.
Babasının
yirmi beş dönüm kadar arazisi vardı. Bu da onlara yetiyordu. Babası öldüğünde miras
olarak adama yedi-sekiz dönüm arazi ancak kalmıştı. Tapular zaten öteden beri
hisseliydi. Yığınla hissedarı vardı. Çoktan satacaktı ama köyde alıcı yoktu.
Dışarıdan alan da olmazdı. Bir de ata-baba yadigârıydı. Burada çok anıları
vardı.
Babasından
kalma fındık bahçesi onlara zar-zor yetti. Kendi iş güçleri ile çoluk-çocuk bir
şekilde götürüyorlardı. Bu yüzden oğullarının her birisi rızık peşinde ülkenin
dört bir tarafına dağılmışlardı.
Bahçedeki
fındık ağaçlarının yaşı neredeyse kendi yaşında idi. Kendisi gibi
kocalmışlardı. Son birkaç yıldır hem yeterince bahçeye bakamıyordu ve hem de
kokarca bahçeyi perişan etmiş, verim bir hayli düşmüştü. Devlet de eskisi gibi
”baba” değildi ve “ne haliniz varsa görün” diyordu. Ürünün değeri masrafları
karşılamıyordu. Kısaca “aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık…”
Can
sıkıntısından dün akşam köydeki arkadaşları ile çay sohbetinde memleket
meselelerinden dem vuruyorlardı. Hemen hepsi kendi yaşlarındaki komşularıyla
ince belli çayın eşliğinde zaman öldürüyorlardı. Söz CHP’den geldi. Her birisi
bir şeyler söyledi. Kimisi Kılıçdaroğlu’nu haklı buldu… Kimisi de Özgür Özel’i…
Bu konuda her kafadan bir ses çıktı… İçlerinden birisi Atatürk’ün partisi bu
duruma düşmemeliydi… Diğeri “merak etme Özgür Özel’in YENİ Parti’si Atatürk’e
sahip çıkacak” dedi. Bir başkası Özgür Özel kocaman bir afiş yaptırmış “Köylü
milletin efendisidir” yazıyordu. İçlerinden bir atıldı “he lan Ziraat Odasının
duvarında da aynı yazı var.” Özgür Özel taraftarı gibi gözüken “ben Ziraat Odasının
başkanını tanıyorum çok iyi ilericidir.” Sözüne devam etti “biz Atatürk’e sahip
çıksaydık memleket gericilerin eline geçmez, bu duruma da düşmezdik.”
Kenarda
sessizce tartışmaları dinleyen oturanlardan birisi “he yaa… Atatürkçüler başta
olsaydı, fındık bahçeleri Kokarcadan perişan olmazdı.” Dedi bıyık altından
gülerek.
Özel
sempatizanı hiddetle “Atatürk’le Kokarcanın ne alakası var?” Niye dedi sessiz
duran adam “Atatürkçüler başta olsalardı bu hale düşmezdik demedin mi?”
Hiddetli
adam hışımla “Ne zannettin? Atatürkçüler ilericidir, aydındır, çağdaştır,
demokrasiyi savunurlar… Hem köylüden yanalar, köylüyü her zaman düşünürler.”
Hiç
söze girmemiş adam hiddetli adamdan cesaret aldı. “Atatürk ‘köylü memleketin
efendisidir’ demedi mi? Mecburlar, bize sahip çıkacaklar. Kokarcayı da
hallederler efendim.”
Sessiz
adam söze girdi “şunun şurasında köyde kaç kişi kaldık, aha burada oturan üç- beş
kocaman.”
Ev
sahibi adam, “son yudumlarınızı da çekin de tazeleyeyim çaylarınızı… He sahi
yav… Bu yıl fındık amelesi bulabilecek-miyiz?”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder