Bu Blogda Ara

11 Temmuz 2026 Cumartesi

ÜNYELİ BAŞKANIN AĞZINDAN USULSÜZLÜĞÜN USUL OLMASININ TEYİDİ…

 

9 Haziran 24’de yazdığım “meşru rüşvet” yazımda, geçmişte yaşadığım olaylardan örnekler vermiştim. 87’li yıllarda başkan Cerrahoğlu’na demiştim ki “başkan kaçak kat karşılığı bağış almakla usulsüzlüğü usul haline getiriyorsun.” Başkan da bana “Yakup halka yaptığım hizmetleri hangi parayla yaptığımı zannediyorsun?”

Zaman geçti, yıllar ilerledi… Bu iş sektör haline geldi. Zamanının ruhuna göre yeni şartlarda, usullerde zuhur etti. Kimileri bu işi gayet ustaca, zeytinyağından kıl çeker gibi “kılı kırk yararak,” kimileri de yüzüne, gözüne bulaştırarak yaptı. Ama yaptı, yapıyor.

Burada ara verip, yazıma başka cenahtan devam edeyim.

Masummuş gibi gözüken, günün şartlarında cevaz verilen veya kısa dönemin küçük kaçamağı imiş gibi görünen öyle hareketler vardır ki; zaman içinde gelişir, büyür, normal davranışlar, usuller olarak karşımıza çıkar. Karakterimiz haline gelir.  Bu hayatın her alanında gözükür.  

Mesela, çok küçük bir örnek size,

Apartmanın daire kapısında ayakkabı bırakmak kanunlara göre yasaktır. Ama (önce) bir çift ayakkabı ile başlayan ihlal zaman içerisinde ayakkabı yığınlarına, o da yetmez iş eşyalara kadar varır. Sonra bir bakarsınız ki, sahanlık eşya yığınları ile dolmuş. Yadırganmayan, sanki sahibinin müktesep hakkıymış gibi dönüşü zor olan bu usul apartmanın karakteri haline gelir.

Bu görünen usulsüzlüğün usul haline gelmesidir. Bir de görünen ama sanki farkına varılmıyormuş, bilinmiyormuş, normalmiş gibi yapılan usulsüzlükler vardır. Bu işe teşne olan bütün tarafların bildiği ama kendilerince “kutsallaştırdığı” usulsüzlükler vardır ki… Toplumu içten kemiren bunlardır.

İş ayyuka, bir şekilde gün yüzüne çıktığında…

Ülkemiz sathında, (partili, partisiz) bu konu üzerine yaptığımız tüm eleştirilerde işin özünden ziyade, arazların kimler tarafından “marifetle-dirildiği” üzerinedir. Sanki bütün kabahat kişilerin ya da kurumların “özellerinde” yaptıklarındadır. Hâlbuki ya işimize geldiği için ya da bir gün bizim de ihtiyaç duyabileceğimizi var saydığımız bu “usul haline gelmiş usulsüzlüklere” özü ile alakalı hiçbir özeleştiri getirmeyiz. Bunun örnekleri dinimizde de bir hayli fazladır ama oralara girmeyelim.  

Partisel eleştirilere baktığınızda bu alana hiç girmezler demiştim. Nitekim CHP’lilerin günümüzde mahpushaneleri dolduran belediye başkanlarının durumu da tam budur. İktidar bunu yani “usul haline gelen usulsüzlüğü” bildiği için CHP’ye buradan yüklenmektedir.

Siyasete biraz daha girelim,

Aslında, ülkenin fukaralığı, demokrasi, hukuk, adalet kavramlarından ziyade ülkemizi kangren gibi saran “usul haline gelmiş usulsüzlüklerin” nasıl bertaraf edilmesi gerektiği üzerine kafa yormak olmalıdır. Çünkü toplumun öncelikli derdi (elbette saydıklarımız da önemlidir) bunlar değildir. Aslında sonun, farkında olunduğu halde, değilmiş gibi davranılan ama (bahsettiğimiz gibi) kangren gibi hayatımızın her alanını saran bu hastalıklardır. Bu günün ortamı buna müsait ve CHP için de bulunmaz fırsattı. Zira kazandığı belediyeler bunları uygulamak için bulunmaz alanlardı. Fırsat kaçtı. Demek ki CHP’de bu arazlardan nasibini almanın peşinde.  

Yukarıdaki konumuza geri dönelim,

Özelde Ünye’de iş (usulsüzlüğün usul haline gelmesi) öyle ayan-beyan hale gelmiş ki; Belediye başkanımız bunu aleni olarak, göğsünü gere gere beyan edebiliyor. Ulvi gerekçe malum “biz bunu halkımızın yararı için yapıyoruz.”

“Bağış” son derece kutsal fakat o derece de tehlike bir kelime… Her türlü amacın da kılıfı olabilir.

Hukukta bir kural vardır. “Usul esastan önce gelir.” Dinimizde de böyledir. Haram malla zekât olmaz. Yüzde yüz haklı da olsanız usulüne uymadığınızda davayı baştan kaybedersiniz.

Kaldı ki,

Kamu kurumları, kanunlar ve usullerle yönetilir.

Yazımı, 1989 Temmuzunda beni sorguya çeken belediye müfettişine söylediğimle bitireyim. “HANGİ ENAYİ DURUP DURURKEN BELEDİYEYE BAĞIŞ YAPAR!?...”

 

 

 

Hiç yorum yok:

ÜNYELİ BAŞKANIN AĞZINDAN USULSÜZLÜĞÜN USUL OLMASININ TEYİDİ…

  9 Haziran 24’de yazdığım “meşru rüşvet” yazımda, geçmişte yaşadığım olaylardan örnekler vermiştim. 87’li yıllarda başkan Cerrahoğlu’na dem...