Bu Blogda Ara

15 Haziran 2026 Pazartesi

SIRÇA KÖŞKTEKİ FIRSATÇILAR

                       

Millet olmak, hele de vatan sahibi millet olmak kolay değil.

Beş milyon km2 imparatorluk içerisinde tebaa iken, Anadolu’ya çekilerek, yeniden toparlanıp millet olmaya çalışmak hiç mi hiç kolay değil.

Düşünün bir kere,

Milletleşmeyi kaçırmış, bırakın sanayileşmeyi tarımı bile ilkel şartlarda yapan, eğitimi sıfıra yakın, dışarıdan göçlerle kırkambar bir Anadolu… Anadolu’yu yurt edinenleri birbirlerine bağlayan din, imparatorluk kültürü ve sığınılacak başka bir yurt olmaması.

Tarihi sorumluluk bilinciyle, güçlü duygularla önder olmuş askeri dehalar ve bir avuç yol göstericilere biat eden bir Anadolu.

Ne var ki, vatanın kalkınması, toplumun eğitilmesi, ekonominin geliştirilmesi sadece bir avuç idealistlerle geçekleşmiyor. Toplumun geneliyle alakalı bir durumdur bu… Ve öncelikle kimlik bilinci ile doğrudan ilişkilidir.

Hangi meşrepten ve siyasal düşüncede olunursa olunsun öncelik kimlik bilincidir. Bunu gerçekleştirebildik mi? Toplumun katmanlarında yeterince oluşturulabilmiş-midir?

Geçen hafta Fatih Altaylının iki yazısını okudum.

Birincisinde, Rahmi Koç’un o meşhur fıkrası ile alakalı. Yaşı ahıra gelmiş, ülkenin en büyük holdingi vasıtası ile binlerle işçi çalıştıran, verdikleri bayilikler ile para kazandıran bir kişiye haksızlık etmeyelim demeye getiriyor Altaylı yazısında.

İkincisinde, Fenerbahçe başkanlığına aday olan Hakan Safi’nin başkanlık yarışında 20 milyon dolar harcadığını ve bu paraları beyhude harcayan Safi’nin toplum yararına (mesela eğitime harcasaydı) daha doğru olmaz-mıydı? Diye soruyor. Yine Ali Koç’un Fenerbahçe başkanıyken 250 milyon dolar harcadığını ve 80 milyon dolarını da hibe ettiğini yazıyor. Yine aynı soruyu soruyor. Bu paraları toplum yararına yurt, okul gibi kamu menfaatine harcasa idi daha iyi olmaz-mıydı? Diyor.

Ülkeye olan sorumluluk toplum katmanları ve bireylerin ülke içindeki konumları ile doğru orantılıdır.

Alimin cahile, zenginin fakire, siyasetçinin sivile göre sorumluluğu farklıdır ve çok daha ağırdır.

Binlerce işçiye iş veriyorum ya da zamanı gelince zekatımı veriyorum demesi, bir zenginin vatana ve millete olan sorumluluğunu yerine getiriyor anlamına gelmez. Bu sorumluluk değil ticarettir. İşçi emeğini ücret karşılığı zenginin hizmetine sunuyor. Zekât dinin gereği olarak inancından dolayı cebri veriyor. Vergisini devletin kendisine sunduğu imkanlar karşılığında vermek zorunda.

Halbuki,

Toplumsal sorumluluk, hak ettiği servetinden gönül rızası ile toplumun yararına harcamalar yapmasıdır. Bu yaşadığı ülkeye, tarihi geçmişine, ülkenin geleceğine ve içinde yaşadığı topluma olan vazifesidir/ sorumluluğudur. Ayrıca ne zengine külfet ne de fakire ulufedir.

Zenginin bir başka daha vazifesi var ki, sağladığı maddi yardımlardan çok daha önemlidir. Ülkesini çağdaş teknolojiye, zenginliğe ve medeniyete ulaşması için başat olmaktır.

Özellikle, kültürel faaliyetlerle toplumun değerlerini geleceğe taşımanın sorumluluğunu üstlenmesidir. Sanatın bütün alanlarında ve hatta yemek kültüründe dahi özelde yaşadığı şehrin genelde ülkesinin dünya ölçeğinde üst sıralarda bulunmasını sağlamaktır. Ait olduğu toplumun kimliğinin geliştirilmesine katıda bulunmak, rol almaktır. Dünya siz kimsiniz diye sorduğunda gururla verilecek cevabının olmasıdır.

“Balık baştan kokar.” Der atalarımız.

Bu değiş sadece siyasette, kurumlarda geçerli değildir. Sırça köklerde oturup, devletin ucuz sermayesinden faydalanıp, Anadolu’nun fakir insanlarını asgari ücretlerle çalıştırıp, başkalarının patentli mallarını yine Anadolu’ya pazarlamak bu vatana hizmet değildir. Bu gelişmiş ülkelerin ayakçılığını yapmaktır.

Bu aynı zamanda kötü bir örnektir de… Zira kısa ve ucuz yoldan zengin olmanın yolunu bulmak isteyenlere de yol göstermektir. Toplumsal duyarlılık olmadan biran evvel zengin olup cakalı arabalarla fink atmak, yozlaşmanın yani “baştan kokmanın” göstergesi değil de nedir? Ayrıca yolsuzluğun, rüşvetin kapısını açık tutmaktır. Ahir zamana gelse bile hala bulunduğu yeri idrak edememektir.

Mesela,

Koç grubunun yedi büyük hastanesi ve sağlık merkezleri vardır. Hepsi de lüks ve Türkiye’nin batı yakasındadır. Neden ülkenin doğusunda kenar köşe il/ilçede garip, guraba halkın yararlanabileceği bir tek hastane dahi açmaz?

Bilmem anlatabildim mi?

 

 

                          




Hiç yorum yok:

SIRÇA KÖŞKTEKİ FIRSATÇILAR

                        Millet olmak, hele de vatan sahibi millet olmak kolay değil. Beş milyon km2 imparatorluk içerisinde tebaa iken, Anad...