Vaktiyle,
mahalle arkadaşım kardeşi ile kavgalıydı. Kardeşini eline geçirse parça pürçek
edecekti.
Dedim
ki; “Birgün sana telefon gelse, kardeşin yolda öldü, gel sahip çık. Ne
yaparsın?” Düşünmeden “mecburum sahip çıkacağım.” Dedi.
Esas
konumuza geçelim,
Sosyal
medyada ve bazı büyük medyada; Azerbaycan Birleşmiş Milletler temsilcisinin
Netanyahu’nun konuşmasında salondan ayrılmadığını yazdılar, okudular. Milletvekili
Mustafa Yeneroğlu verdiği beyanatta Azerbaycan okullarında kız çocuklarına
başörtüsü yasağı getirildiğini söyledi. Eminim ki; Azerbaycanlı yöneticiler ve
hatta Azerbaycan halkı “sana ne, işine bak” demişlerdir. Nitekim, 2023
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde işgüzar bir Azerbaycanlı milletvekili Iğdır’a
gelip Sinan Ogan’a oy istemişti. Herhalde biz de “işinize bakın” demişizdir.
Son
Karabağ zaferinden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, Karabağ Zaferinin Türk
Ordusunun katkıları ile kazanıldığını ve hatta Türk Ordusu kazandı demeye
getirdi.
Azerbaycan
Cumhurbaşkanı da daha iki gün önce Yeni Azerbaycan Partisi kongresinde içinde
ne varsa kustu. Özetle, bir milyon kaçkınımız varken neredeydiniz? Kullanılan
silahların parasını mislisi ile nakit ödedik. Üç bin sizin şehitleriniz mi?
Gibi pek de nezaket içermeyen bir sürü laf etti. Adam hırs aldı, kin kustu
yani…
Dünyada
böyle densiz liderler her zaman ve her yerde çıkar. Bu (belki bilemediğimiz)
siyasetin gereği ama çoğunlukla da karakterlerinden ileri gelir. Daha usturuplu
ve adaplı da söylenebilirdi. Buna “devlet terbiyesi” denir.
Dünya
dönüyor, tarih de seyrine devam ediyor. Devlet yönetimleri, devlet ve yönetim
menfaatlerine uygun (yönetimlerindeki halka ters gelse de) birtakım uygulamalar
ve davranışlar sergileyebilirler. Elbette bunların faturası yönetimlere ve
topluma yansır.
Biraz
Azerbaycan’dan bahsedelim.
Yaklaşık
iki yüzyıl önce Çarlık Rusya’sının sonra Sovyet Rusya’sının hegemonyasında
kalmış ve nihayetinde 1991 yılında bağımsızlığını kazanmış yeni bir devlet.
Üstelik, rejim olarak alışmış olduğu yönetim biçiminden tamamen farklı bir
devlet.
Bağımsız
olduk demekle hemen devlet olunmuyor. Yönetim ve sosyal olarak yaşanan zaaflar,
alışkanlıklar, farklı duygular, oluşmamış/olgunlaşamamış yeni düzen ve bunların
rayına oturtulması kolay değil. Türkiye’yi düşünün, arkamızda yüzyılların
tecrübesi olduğu halde yüz küsur yıl geçse bile hala cebelleş etmekteyiz.
Üstüne
üstlük bir de üst yönetim “devlet tecrübe ve terbiyesinden” yoksunsa… Varın
gerisini siz düşünün.
Bunlara
örnekler verebilirim. Gerek yok. Bu kimseye ve özelde yazıma da fayda sağlamaz.
Azerbaycan hakkında biraz araştırma yapanlar burada yazacaklarımdan çok daha
fazla bilgi sahibi olabilirler.
Tüm
bu olumsuzluklar zamana özeldir. Yani günümüzün siyasi şartlarına ve yönetimsel
anlayışlarıyla alakalıdır. Esas önemli olan tarihi süreç içerisinde halkın
duygularıdır.
Düşünelim,
Yüzyıllardır
Azerbaycan’la Anadolu hep birbirlerine mesafeli olmuşlar. Mezhep farklılığı
gerekçeleri ile didişmişiz, savaşmışız. Osmanlı birkaç sefer kontrol altına
almaya çalışmış becerememiş, tutunamamış. Azerbaycan iki yüzyıl Rus
hegemonyasında kalmış, geleneksel ve yönetimsel alışkanlıklar edinmiş. Sonra
(kartalın yavrusuna haydi uç demesi gibi) 1991 yılında “haydi siz bağımsız
oldunuz” demişler. Yani uzun soluklu bir mücadelelerine şahit olmamışız.
Tüm
bunlara rağmen Azerbaycan ve Anadolu halkları demişler ki “yahu bizim Kaf
dağının ardında kardeşlerimiz varmış.” Kısaca, tarih unutmuyor, milletler de
genetik yapılarının bir yerlerinde bu hasletlerini saklıyor. Gün gelip fırsat
doğduğunda Aşkar ediyor. Önemli olan da bu. Gönül ister ki bizi yönetenler bunları
bilerek, idrak ederek beyanat versinler, hareketlerini, adımlarını ona göre
atsınlar.
Kısaca
demem o ki; siz gerek sosyal medya ve siyasetçilerin gerekse daha devlet
terbiyesi alamamış yönetimlerin hesapsız, kitapsız, densiz ve dengesiz hareket
ve söylemlerine kulak tıkayıp, tarihin biz Türk Milletine bahşettiği ve vazife
olarak yüklediği imkanların idrakinde olalım. Sosyal alanda, siyasetçilerden ve
siyasetten bağımsız- ki buna Azerbaycanlı kardeşlerimiz siyasetten kenar
diyorlar- sosyal ve kültürel alanlarda iş birliği, yakınlaşma ve en önemlisi birbirimizi
anlama üzerine çalışmalar yapalım. Bu (her iki) toplum olarak hepimizin vazifesi.
Kolay değil, uzun vadeli, sabır ve anlayış gerektiren bir çaba olacak.
NOT:
Çok kısa bir anekdot. 1991 yılında Bakü’de bir taksi şoförü ile ücretle alakalı
tartıştıktan sonra kahkahalarla güldüm. Yanımdakilerle şoför de şaşırdı. Dedim
ki, “Yüz yıl sonra Bakü’ye gelip kavga etmek az bir şey mi?”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder