Bu Blogda Ara

20 Mart 2026 Cuma

ÜNYE ŞEHRİNE AİT UKALALIKLAR

 

Geçen gün YouTube’ de, İstanbul/İstiskal caddesinin tarih içerisinde gelişimini yapay zekâ görselleri ile günümüze kadar anlatan bir video izledim.

Basit bir köy yolu iken, günümüz İstanbul’un en karakteristik caddesi haline gelmesini çok güzel anlatmıştı. Geçtiği süreç içerisinde, devrin yaşam felsefesini nasıl aksettirdiğinin şahidi oldum. Binaların mimarisinden, caddenin peyzajcına kadar her şey zaman içerisinde değişmesine rağmen, İstiklal caddesinin İstanbul için değişmeyen anlamıydı.

Yine,

TRT 2’de izlediğim programda, 1920’lerde İstanbul gazetelerinde Ramazan’la alakalı haberlerinden pasajlarda… Eski Ramazanların o günün Ramazanlarından çok daha anlamlı olmalarına atıflardı.

Buradan iki netice çıkarabiliriz. Birincisi toplumun yaşam biçimi zaman içerisinde değişiyor. İkincisi, buna bağlı olarak, şehir günün teknolojisine ve yaşam anlayışına göre mekanların görselliğinin değişebildiğidir.

Sonuç olarak toplum ve mekanlar durağan değillerdir. Ama toplumun ana felsefesinin- çok büyük değişiklikler olmadığı sürece- değişmezliğidir.

Örnek verirsek,

İstanbul iki bin küsur tarihi boyunca payitaht, ticaret ve kültürel merkez olmasıdır. Kimliği bunun üzerine kuruludur. Bu özelliklerini kaybettiği an İstanbul, İstanbul olmaktan çıkıp, kabalık yığınların yaşadığı bir şehir haline gelir.

Özelde,

Ünye nasıl bir şehirdi? Geçmişten nasıl bir yaşam felsefesi devraldı? Ünye’yi Ünye yapan değerler nelerdi? Yine Ünye bütününü meydana getiren mekân alanları Ünye için ne anlama geliyordu?

Bunlar her devirde yeniden tanımlanmaz, dillendirilmez. Ünye yaşayanlarının hafızalarında şekillenmiştir. Bu nesillerden nesillere aktarılır. Ama yeniden formatlanır, gelecek nesillere aktarılır.

Bu şehir olmanın ve şehir ruhunu yaşatmanın gereğidir.

Ünye bunlara dikkat etmiş-midir/ edebilmiş-midir? Ne yazık ki buna olumlu cevap vermiyoruz. Ama bu sadece Ünye’nin kabahati değildir. Yeni devlet olmak, çağın süratle değişen yaşam anlayışı, kısa sürede şehir nüfusunun anormal artması… Yeni gelenlerin uyumsuzluğu, var olanların henüz “şehirli” olmayı özümseyememesi gibi nedenler gelinen noktadaki olumsuzluklardır.

Şunu da ilave etmekte fayda var. Dibe vurmuş ekonomi ve gelir düzeyi düşük toplumlar kültürel varlıklarını koruma ve yeni çağdaş değerler yaratabilme özelliklerinden yoksuldurlar. Çünkü öncelik yaşam galesidir, hayatı ikame etmek kaygısıdır.

Bir örnekleme yapalım,

Tarihi binalarımızın bizim yani “avam” için kültürel, sanatsal ve tarihsel bakımından ne anlam ifade ettiğini idrak edemeyiz. Bizim için öncelikli olan “eski binaların” yıkılıp yerine katma değeri yüksek, bizi zenginleştirecek, daha rahat yaşayabileceğimiz yeni binaların yapılmasıdır.

Bu gibi değerler manzumesini “avam” düşünemez. Onun gayesi günü kurtarıp rahat bir ömür sürmesidir. Bunları idareci kurumların – özelde belediyelerin- ve sivil toplum örgütlerinin düşünmeleri ve hatta olmazsa olmaz vazifelerindendir.

Ne yazık ki,

Avamın düşüncesini, psikolojisini yukarıda saydığım kurumlarının da taşımalarıdır. Kamunun yani bütün şehirlinin faydasına ayrılan alanların bizatihi (kamu adına, kamu yarına) hareket etmesi gereken kurumlar tarafından rant alanları olarak kullanılmasıdır.

Örnek mi,

Belediye Sineması ve kültür merkezinin AVM yapılması, Pazar Yerinin 15 Temmuz adıyla AVM yapılması, Yunus Emre Parkının tamamen kafeye çevrilmesi, 100. Yıl parkının büyütülerek düğün salonu haline getirilmesi gibi… Tüm bunlar her meşrepten şehirlinin kullanımında iken toplumun belli kesimlerine tahsis edilmesi… Ya da Büyük Camiinin yanındaki alanın tamirciler ve küçük esnafın hizmetinde iken hizmet sınıfına kaydırılması… Yalıkahvesi’nin (örtülü çeşitli rant kavgalarına maruz kalıp) mezbelelik haline gelmesi… Çeşitli rant kavgalarına maruz kalan Çamlığın bunlardan yakasını zor kurtarması… Ama bu sefer hala kendini Ünye’nin sahibi zanneden “seçkincilerin” abuk sabuk uygulamalarına maruz kalması…

Bu arada,

Not olarak düşelim. Hiçbir mimari eser, Nahçıvan tarzı Japon kültürünü temsil eden proje olarak tasarlanmaz. Böyle bir proje hiçbir aklı başında mimar tarafından da düşünülmez.

Son olarak,

Şehir kimliği şuraya buraya kafeler, lokantalar, oyun alanları (elbette bunlar da gereklidir) yapılarak oluşturulmaz. Bu uygulamaların şehir kimliğine hiçbir katkısı yoktur. Şehir kimliği binalar, alan uygulamaları ile de gerçekleştirilemez.

Şehir kimliği,

Yerinde kimlikli alan uygulamaları, bina tasarımları, her kesimden şehir yaşayanlarının birlikte kullanacakları alanların yaratılması… Başta esnaf ve kamu davranışları, hayatın genel akışı içerisinde toplumsal ilişkiler ile yemek kültürünün ihdası gibi hayatın her alanında tarzlar yaratmakla mümkündür.

 RAMAZAN BAYRAMINIZI HUZUR İÇERİNCE GEÇMESİ BİLEKLERİMLE KUTLARIM.

 

 

 

 

                         

 

6 Mart 2026 Cuma

ÜNYE’DEKİ JAPON SU DEPOSU

 


Entelektüel olmak zor zanaat vesselam… Hele de haddinden artık pulun varsa! Ne yapacağını şaşırırsın.

Bir ayağın çukurdadır. Zamanın ahırına kadar öbür tarafı da düşünmemişsin. Hayır, hasenat yapayım desen vakit de dolmak üzere. Böyle bir alışkanlığın da yok.

Ama bir şeyler yapman lazım. Ruh hezeyanlar içeresinde. Önü kısalmış, arkası uzamış… Ozanın dediği gibi, yolun sonu artık gözükmeye başlamış.

Elden bir şey gelmez, sonunda karar verirsin…

“Şuraya kocaman bir anıt dikeyim, yedi ceddimin hayrına. Ünye’de ilelebet payidar kalayım.”

Çok yönlü düşünülmüş, taşınılmış… Nahcivan modeli, su deposu biçimli, Japon anlamlı. “İçinde de varıp oynayayım, gidip oynayayım.”

Her ne kadar,

Doğmamış olanın bütünü henüz peydahlanmamışsa bile… “Doğacak oğlak gelişinden belli olur.” Derdi rahmetli atam.

Nahcivan modeli, su deposu biçimli, Japon anlamlı.

Kısaca… Kendisi gibi… Nereye koysan uymuyor. “Değil iki arada, üç beş arada bir derede.”

Ünye’nin en güzel yerlerinden bir yer… Köşe başı, bir yanı Feneraltı, arkası tarihi mezarlık yani sit alanı ve hemen öbür tarafı güzelim Çamlık.

Hani eskiden ev hanesine yasak misafir odaları vardı. Oraya misafirlerden başkası destursuz giremezdi. Öyle bir yer yani.

Büyükşehir’in nesine!.. Başkan Allah-u âlem. Kırk yıllık kankasını mı kıracaktı. Meclisi ondan beter. Eğer meclisin buranın ne anlama geldiği değil, nerede olduğunu bilirse adımı değiştirmem. Çünkü atamın yadigârı. Ama kırk yıllık bıyıklarımı kesmezsem neyim!

Ne olacak canım,

“Buraları mezbelelikten kurtaracağız.” Çökmenin kibarlığı… Fırsatçılığa yol açmanın uyanıklığı… Değil de ne yani!

Ama bütün kabahat İdris Naim’de… Ordu Büyükşehir olacak… Sonra da… Kime özendi ise…

Benim de elim kırılaydı, zannettiydim ki Ünye Ankara’nın tahakkümünden kurtulur. Meğer marabalık Ünye’nin ruhunda varmış. Mirasına sahip çıkmamanın/çıkamamanın hezeyanlarını yaşıyor Ünye. Hoş… Umurunda mı? “Zannettiydik ki atadan, dededen asalet sahibiyiz.” Meğer yanılmışız.

Bu da ayrı bir muamma.

Çamlık, Feneraltı, Yalıkahvesi öksüz… Bayramca, Saraçlı, Çamurlu da öksüz… Kısaca Ünye öksüz.

Sözün özü,

Yular boynumuzda… Sahibi ha Ankara olmuş, ha Ordu ne fark eder?

 

 

AKKUŞ BLD. BAŞKANI ve ÜNYE

  Rahmetli atam “kahvede yerini bilmeyen haftada bir don eskitir” derdi. Hatırlatayım, Osmanlı Türkçesinde don “pantolon” demektir. Azerbayc...