Bu Blogda Ara

19 Ekim 2026 Pazartesi

AZERBAYCAN'DA BAŞÖRTÜSÜ KONUSU KABAK TADI VERDİ

 

Gerçi, siyasetin en tepesindekiler, yani ülkelerini yönetenler, konuyu depreştirmediler. Şu başörtüsü meselesinden bahsediyorum.

Ne var ki,

Bizim muhalefetimiz ve her iki tarafın sosyal medyası fitne kazanlarını ha bire harlıyorlar. Neler okumuyoruz ki… Konu başörtüsünü de aştı. Fırsat bu fırsat deyip kendi egolarını tatmin edenler aldı başını gidiyor.

Vaktiyle -ki 1990’lardan bahsediyorum- “Azerbaycan’a gittim dediğim koyu bir ülkücü arkadaşım sen Azerice biliyor-musun nasıl anlaşabildin?” Demişti. Suratına şaşkınlıktan aval aval baktığımı hatırlıyorum. O günlerden bu günlere geldik. Artık Azerbaycan okullarındaki başörtüsü meselesini gündemimize taşıdık. Yani iş nostaljiden çıkıp menfaat çatışmaları haline geldi.

Bir Azerbaycanlı arkadaşım bir gün bana “it oğulları bizi ayrı koydular” dediğinde…Şaşkınlıkla kimler diye sordum. “Kimler olacak, sizin Yavuz’la bizim Şah İsmail” demişti. Arkadaşım haklıydı. Güç mücadelesi için mezhep kavgası çıkarmaktan çekinmediler. Sonuç malum.

Tarih ilerledi, biz hep ayrı cenahların toplumları olduk. Yine bir dost sohbetimizde, ortamda bulunan Azerbaycanlı “siz kimlersiniz?” Diye sorunca “sizin atanızla bizim atamız Orta Asya’da kardeşmişler. Yola çıkmışlar Azerbaycan’a gelince sizin atanızın atı yorulmuş, laf aramızda biraz da ehlikeyifmiş. Ben burada kalacağım sen devam et demiş. İşte fark bu kadar.” Bu benim için güzel bir anı olmuştu.

Düşünün,

Yüzyıllardır ayrı devletlerle yönetilmişiz. Farklı rejim, ideoloji ve mezheplere sahip olmuşuz. Ama gün gelmiş, fırsat doğmuş, kapılar açılmış, vuslat gerçekleşmiş. Ne yani, bir tornadan çıkmış gibi aynı ayarda mı olacaktık! Aynı devletin farklı şehirlerindeki insanların bile hayat anlayışları farklı iken, bu denli ayrı kalmış iki toplumun anlayış farklılıkları olmaması şaşılacak durum olurdu.

Toplumların tarihi sürecinde edindiği tecrübeler, alışkanlıklar vardır. Bu da yaşanılan coğrafyanın ve toplumların yaşamak zorunda kaldığı olaylardan edindikleridir. Son derece doğal durumdur bu.

Yıllar önce bir Fransız turistle biraz samimiyeti ilerletince adam (tercümanımız aracılığı ile) bana ülkemizin yanlışlarından bahsetti. Ben celallendim “sana ne?” Demeye getirdim. Hâlbuki adam bana, iyi niyetle tecrübelerini aktarıyordu. Adamdan öğrendiğim “vatandaş eğer vergisini veriyorsa ona insani haklarını vermek zorundasın.” Geçmişimizde yaşadıklarımıza bakıyorum… Değdi mi? Diyorum. Yüzyılların imparatorluk bakiyesi ve yüzyıllık cumhuriyet olduğumuz halde, gide gide bir arpa boyu yol gitmişiz. İnsan hakları ve demokrasi konusunda daha epeyce yolumuz var. Bir de tutmuş ona-buna akıl veriyoruz.

Devletler bir bakarsınız can ciğer kuzu sarması iken, gün gelir bir de bakarsınız ki, kanlı bıçaklı olmuşlar. Mesela Sovyetler Birliği ile savaşa girse idik Azerbaycan’la savaşmış olmayacak-mıydık? Rahmetli anam anlatmıştı. Ona da anası anlatmış. Carlık Rusya’sı Görele’yi işgal edince “Ruslar ve Ermeniler kadınlara musallat olurlarmış. İçlerinde bizim dilimize benzer konuşan askerler kadınlarımıza, kızlarımıza iyi davranırlar, çocuklara şeker verirlermiş.” Belli ki, onlar Türk asıllı askerlerdi. Anam konuşmasının sonunda “nesil bilmese bile asıl çekiyor.” Derdi.

 Dünya kamplaşma arifesinde. Ya işin içinde işler varsa? Biz avam takımı nereden bileceğiz? Oturduğumuz yerden ahkâm kesiyoruz. Kimimiz safça, kimimiz de “munzur’ca.” Tarafların ne hainliği kaldı ne İslam düşmanlığı. Serde hınzırlık varsa din ne yapsın, dinimizin ne suçu var?

Siz bakmayın adamın yumruğunu sallayıp “n’aber Paşinyan” demesine… Dün bir, bugün iki… Şunun şurasında onların bağımsızlığını kazanalı kaç yıl oldu ki!.. Hayat yolu onlara iyi geçinmenin, ayakta kalabilmenin kitabını yazmayı çok iyi öğretmiştir. Biz bile çaktırmadan arada bir yazmak zorunda kalıyoruz.

Son sözümü yazmadan önce şunu da yazmama izin verin. “Hani bizimkiler bir yolsuzluk ayyuka çıktığında dış güçler diyorlar ya… Aya bakın misali... Kim bilir? Onlar da aya bakın diyor olamazlar-mı? Bu günlerde ihtiyaçları var çünkü.

Hadi bunu da yazayım bari… Bu da benim komplo teorim olsun. Rusya sempatizanı elitleri tasfiye edip Amerikancı/İsrailci elitlerini ihdas etmeye çalışmasınlar sakın.

İran’ı geçin. Onların güç olacak ne tabanları var ne de elitleri. Hele de İran kendi derdine düşmüşken.

Ey kadim milletimizin evlatları; bırakın yönetimleri ve şom ağızlıları. “Kardeş kardeşi atmış, yar başında (uçurum kenarında) tutmuş.” Bu atalar sözünü sakın unutmayın. Zira atalar boşuna söylememiş. Geçmişimizi olduğu gibi geleceğimizi de biz kuracağız.

 

 

 

Hiç yorum yok:

AZERBAYCAN'DA BAŞÖRTÜSÜ KONUSU KABAK TADI VERDİ

  Gerçi, siyasetin en tepesindekiler, yani ülkelerini yönetenler, konuyu depreştirmediler. Şu başörtüsü meselesinden bahsediyorum. Ne var ki...