Bu Blogda Ara

2 Haziran 2026 Salı

CHP TÜRKİYE’YE GEREKLİ

 

İstisnasız bütün devletler tarih içerisinde çeşitli evrimlerden geçerler. Bu evrimler sancısız olmaz. Eğer güçlü bir ülke ise, geliştikçe ve güçlendikçe bu sancıyı nispeten kolay ve hasarsız atlatır. Yok eğer güçsüzse bu yıkıma kadar gider.

Ülkemiz de bu dünyada ve tarih içerisinde de yer aldığına göre, zaman zaman sancılar çekmiştir ve çekecektir.

Mesela,

1800’lü yıllardan başlayarak; Yeniçeri Ocağının kaldırılması, Tanzimatın ilanı, Birinci ve ikinci Meşrutiyetlerin ilanları, Cumhuriyetin kurulması, 1946’da çok partili sisteme geçiş, 1960 ihtilali, 1972 muhtırası, 1980 darbesi ve son olarak 28 Şubat muhtırası hatırıma gelen belli başlı olaylardır. Tüm bunlarda çeşitli derecelerde sancılar yaşanmıştır.

Bütün bu olayların ortak paydası, (farklı gerekçeler gösterilse ve görülse bile) sisteme hâkim güçle sistemi zorlayan güçlerin arasında geçer. Yani bir tarafta devleti kurgulayan, toplumun etki ve yetki alanlarını sınırlayan, yaşam felsefesini tasarlayan güçle bunu kabullenemeyen, itiraz eden ya da sistemden daha fazla pay almak isteyenlerin gizli, açık çatışmalarıdır.

Veya,

Bu çatışmalar, iyice hantallaşmış, çağ dışı kalmış sistemlerin çürümesi ile bundan faydalanarak iktidara gelmek isteyen muhalif güçlerin çatışmasından kaynaklanır. Bu tür durumlarda akıllı devletler mümkün olduğunca bu badireyi sancısız halletmenin çarelerini ararlar.

Dünyanın yakın tarihinden örnekler verirsek,

Sovyetler birliği sancısız evrilmiştir. Polonya, Doğu Almanya, Bulgaristan ve Türki Cumhuriyetler sancısız evrilmiştir. Romanya, İran nispeten kanlı… Irak, Suriye, Libya dış müdahale ve kanla evrimleşmeye çalışmışlar, hala bellerini doğrultamamışlardır.

Türkiye,

Elbette ülkemiz (yukarıda da bahsettiğimiz gibi) yüzyılı aşkın süredir sancılar çekmiştir. Aslında (üzücü olsa da) bu gayet normaldir ve yıkımına kadar varmamıştır. Bu sancılardan sonra, bir adım ileri gitmiş, gelişmesini kör, topal da olsa devam ettirmiştir.

Bunun üç nedeni vardır;

Birincisi, Türk toplumunun karakteristik yapısından ileri gelir. Siyasi arenada gelişen olaylara müdahale etmemiş, devletin kendi içerisindeki hesaplaşması olarak görmüştür. Dip dalgalar her zaman sessiz ve sabırlı olmuştur. Gün gelmiş sistem bunu görmek zorunda kalmıştır.

İkincisi, kendi içerisinde kavgalı olsa bile, dışarıya karşı hep birlik içerisinde olmuştur. Buna bağlı olarak (şu veya bu devletin etki alanında olsa bile) hiçbir zaman başka bir milletin güdümünde olmamış, denge politikaları gütmüştür.

Üçüncü neden, dünyanın önde gelen devletleri (jeopolitik durumundan dolayı) Türkiye’yi hırpalamışlar ama bölme yoluna gitmemişlerdir.

Yüzyıllık Türkiye’yi kısaca analiz edelim;

1920’lerde milletleşmesi tekâmül etmemiş, sanayileşmesi gelişmemiş… Buna bağlı olarak sınıflaşamamış… Şehirleşememiş köylü toplumu… Dolayısıyla medeniyet üretemeyen… Siyaset tecrübesi olmayan, üstelik elebaşlarının çoğunluğu asker olan bir siyasi arena…

Dünya siyasi konjonktürü gereği ideolojik yapılanmaya gitmiş, idoller, kurtarıcılar eliyle yönetilmeyi, hayatın her alanındaki olumsuzluklardan kurtulmayı kurtarıcılardan beklemiş bir toplum. Bu imparatorluk bakiyesi medenileşememiş bir toplum için gayet normaldir.

İleriki yıllarda bu alışkanlıklar ve durumlardan vaz geçememiş bir toplum. Mesela, her ne kadar asker siyasetin içinde olmasa bile… 2010’lar kadar her zaman (gerekli gördüğünde) siyasete müdahale etmiştir. Yine mesela, yargı cumhuriyetin kuruluşunda da siyaset tarafından kullanıldı, şimdi de hala kullanılıyor. Ekonomi devleti yöneten iktidar eliyle (çeşitli yollarla) işbirlikçilere paylaştırılıyordu, şimdi de… (Biraz da çağının modası gereği) Gelişmeyi, medenileşmeyi hep ideolojilerde aramış, toplumu kendi ideolojik görüşüne göre dizayn etmeye çalışmış (iktidarı ve muhalefeti ile) bir siyasi yapılanma… Belki de bu karşıt, çatışma düzeni yaratarak toplumu her zaman hizada tutma amacı da olabilir. Kim bilir? Ama bunlar toplumun değer yargılarında erozyona sebep olmuş, günlük yaşamın doğal davranışları dahi karşıtlar tarafından sorgulanır olmuştur.

Konumuz CHP’ye gelirsek,

Denilebilir ki; CHP yaklaşık elli yıldır tek başına iktidar olamadı. Tüm bu olumsuzlarda ne suçu olabilir?

CHP her zaman kendini Atatürk’ün kurduğu, cumhuriyetin kurucu partisi olarak gördü. Zimmi olarak kendini her zaman cumhuriyetin mirasçı sahibi ve koruyucusu olarak tanımladı. İdeolojik olarak devletin yol haritasını çizdi, kendini (Atatürk’e de atıfta bulunarak) bunda yetkili gördü. Yine mesela (partilerin ticari alanda faaliyet göstermeleri yasak olduğu halde) Atatürk’ün mirasçısı olarak İş Bankası’nda iki yönetim kurulu üyeliğine sahip. Bu baştan beri, usulden yanlış olduğu halde ne kendisi vazgeçti ne de elinden alınmaya cesaret edilebildi. Bu ayrıcalıklı, üstenci davranışlar çoğunluk halkın gözünden kaçmadı ve itibar da görmedi. Çoğunluk halk tüm bunların farkında idi, bütün bunları içine sindiremedi. Dolayısıyla her zaman sağ partiler iktidar oldu ama etrafına sınırlar çizildi. Çok sıkışıldığında askerler devreye sokuldu. CHP muhalefet olmayı, “Doğrucu Davut” rolünü oynamayı her zaman sevdi. Sırça köşkten ahkam kesmek onun hayat tarzı olmuştu.

2000’li yıllara gelindiğinde, Türkiye ve dünya ne eski Türkiye ne de artık eski dünya değildi. İki kutuplu dünya gitmiş, bloklar gevşemiş, ideolojiler tasfiye olma yoluna girmiş, dijital çağ başlamak üzere idi. Ülkemizde de buna bağlı olarak toplumda sorgulamalar artmıştı.

Toplumun bir kesiminin ayrıcalıklı olmasını diğer kesimi kabullenemiyor ve ikinci sınıf muamelesi görmeyi artık hazmedemiyordu. Ayrıca, ekonomi ağırlıklı olarak ayrıcalıklı kesimin elinde toplanmıştı. Zaten devleti de bunlar kontrol ediyordu. Gerekçeler her zaman Atatürk ilkeleri, laiklik, demokrasi, yurtseverlik yobazlık vs. gibi ideolojik gerekçelerdi. Halbuki halkın bu terimlerle hiçbir derdi yoktu. Tüm amaçlar, saflar, düşmanlar yaratıp hakimiyeti elden bırakmamaktı. Bunlara örnek vermeyi gerekli görmüyorum. Yaşı ellinin üzerinde olanlar geçmişe baktıklarında bunları görüp, hissederler.

CHP demokrasiyi ve laikliği savunuyormuş gibi gözükse de… Aslında sistemin militan siyasi ayağını temsil ediyordu. Bunun için iktidar olmaya da gerek yoktu. Muhalefet olmak onun için daha avantajlı idi.

Aslında CHP’de tüm bunların farkında idi. Bu böyle gidemezdi. İdeolojik söylemler bir yere kadar idi. Artık eskisi gibi pirim yapmıyordu. Ekonomide, kurumlarda fırsat her kesime dağıtılmalıydı. 2000’li gelindiğinde dahi köy nüfus oranı hala %45 idi. Toplumun her kesimi eşit vatandaşlık haklarından faydalanmalıydı. Bu aslında CHP’nin erdemi ve tarihi sorumluluğun idrakinde olması demek olmalıydı. Ne var ki, bu her zaman mümkün olmuyor. Çıkar çevrelerinin, hâkim kliklerin, nemalandıkları sistemin ellerinden gitmesini istemeyenlerin buna engel olmak istemeleri kadar normal bir şey olamaz.

Nitekim,

AKP’ye yol açmada CHP büyük rol oynadı. Bugüne kadar rolünü de (arada bir hizipler çıksa da) iyi oynadı.

CHP bugün yol ayırımında. Eski bağnaz, ideolojik söylemlerden nemalanan, Atatürk’ün mirasçısı(!), üsten bakıcı, ayrıcalıklı tavrından vazgeçip; Toplumun değerleriyle bağdaşan/barışık, toplumcu bir yapıya bürünmeli, ayağı daha yere basan, ideolojiden arınmış çağdaş politikalar üretip yoluna öyle devam etmelidir. Kendini düşünceler çerçevesinde yeniden teşkilatlanmalıdır. Yüzyıllık kurumsal partiye de bu yakışır.

Burada not olarak belirtelim; Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi değil, kurucusudur. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti miras bırakılacak meta değil, Türk toplumunun (ilelebet sahip çıkılması gereken) ortak değeridir. Ayrıca Türkiye, milletimiz güçlü oldukça (arada bir badireler atlatsa bile) ilelebet var olacaktır. Yine Türk milleti gerekli anlarda önderlere ihtiyaç duysa bile- ki bunu tarihi geçmişinde ispatlamıştır- normal şatlarda her zaman sağ duyulu hareket etmiştir ve tarihi önderlere ihtiyacı yoktur.

Dolayısıyla CHP’nin ideolojik söylemlerinden gına getiren toplum, aslında CHP’yi aşmış durumdadır. Topluma nasıl bir CHP istersiniz? Diye sorulsa… Eminim mevcut yöneticiler sınıfta kalırdı. Toplum artık demokrasi, özgürlük, ilericilik, laiklik gibi içi boş söylemlerle… Emekli, fakir, fukara edebiyatını dikkate falan almıyor. Toplumun aradığı, toplum değerleri ile barışık, dikte etmeyen, çağdaş bir parti yapılanması, proje üreten, bilimsel çalışan bir parti. Tüm bunlar için kurumsal yapı itibarıyla köklü bir geçmişe ve tecrübeye bir CHP’nin başaramayacağı işler değil bunlar.

Kurumsal olarak köklü bir geçmişe sahip CHP, yeni yol haritaları ile Türkiye’ye daha faydalı olur ve gereklidir de…

 

 

CHP TÜRKİYE’YE GEREKLİ

  İstisnasız bütün devletler tarih içerisinde çeşitli evrimlerden geçerler. Bu evrimler sancısız olmaz. Eğer güçlü bir ülke ise, geliştikçe ...