8 Haziran’da Ermenistan’da
genel seçimler var. Bu seçim Ermenistan için dönüm noktası. Bu seçim;
Ermenistan’ın yüzyılı aşkın “ideallerini” devam ettirmek isteyenlerle, mevcut
hükümetin başı Paşinyan’ın savunduğu “barış içinde anavatan Ermenistan”
diyebileceğimiz düşünceyi savunanlar arasında geçecek.
Bilindiği
gibi, Ermenistan Anadolu’nun kadim halklarından. Geçmişi Milattan önceye (M.Ö.
9. Yüzyıl) kadar dayanıyor. M.Ö. 6. Yüzyıla kadar Güney Kafkasya ve Doğu
Anadolu’da Kars platoları ile Van çevrelerinde çeşitli krallıklar kurmuş. Daha
sonra sırasıyla Pers, Roma, Bizans, Sasaniler’e bağlı devletçiler şeklinde
yaşamını sürürmüş. M.S. 301 yılında Hristiyanlığı devlet dini olarak kabul eden
ilk devlet olmuş.
Son olarak
Osmanlı İmparatorluğunda, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde etnik kavim olarak
yaşamış. Osmanlı İmparatorluğu'nda devlete olan bağları, kültürel uyumları ve
devlet kademelerindeki başarıları nedeniyle Ermeniler için kullanılan "sadık
millet" anlamına
gelen tarihi bir unvanı almış. Bu unvan Osmanlı tebaası içerisinde başka bir
millete verilmemiş.
19. Yüzyıl,
malum olduğu üzere sanayi devrimi ile beraber milletleşmelerin başladığı
yüzyıldır. İmparatorlukların içerisindeki etnik unsurların milletleşme yönünde
isyanların çıkarıldığı, bağımsızlık hareketlerinin arttığı, imparatorlukların
parçalandığı yüzyıl olmuştur. Elbette Osmanlı da bundan nasibini almıştı.
Önce Rus
Çarlığının kışkırtması ve Doğu Anadolu’yu işgali ile birlikte Ermeniler de bu
akımdan faydalanmak istemişler, yine Rusların kışkırtması ile 1890’da Erzurum’da isyan çıkarmışlardır. Sonra olaylar gelişmiş 1915 tehcir ile neticelenmiştir. 1914-18 1.Dünya Savaşı sonucuna kadar
isyanlar devam etmiş ve Rusların Bolşevik isyanı dolayısıyla geri çekilmesi ile
birlikte Ermeni İsyanı Osmanlı tarafından ancak bastırılabilmiştir.
Sovyet Rusya’sının desteği ile 1920’de
bağımsız olarak kurulan Ermenistan 1922’de Sovyet bloğuna katılmış, Sovyetlerin
1991’de dağılmasına kadar peyk devlet olarak varlığını sürdürmüş, bu tarihten
sonra bağımsız devlet olarak dünya sahnesinde yerini almıştır.
Ancak,
1800’lerin
son çeyreğinden günümüze kadar Ermeniler, başta Ruslar olmak üzere bu bölgede
menfaati olan büyük devletlerin her zaman maşası olmuş, özellikle Rusların (şu
veya bu gerekçelerle) militan devleti olarak varlıkların sürdürmüşlerdir. Bu
hem kendi milletine ve hem de komşularına büyük zararlar vermiş, acılar
çektirmişlerdir. Nitekim bağımsızlıklarını kazandıkları 1991’den iki-üç yıl
öncesinden başlayarak Karabağ ve çevresinde isyanlar çıkarıp, eşkıyalıklar
yapmışlardır. Yakın tarihimizde şahit olduğumuz üzere Azerbaycan’ın %20’ni
işgal edip bir milyon Azerbaycanlının göç etmesine neden olmuşlardır. 1993’e
kadar süren Ermeni-Azerbaycan savaşında (her iki taraftan) binlerce masum insan
hayatını kaybetmiş, aileler mağdur edilmiştir. 2020 Eylülündeki 40 gün
savaşında Azerbaycan kaybettiği tüm toprakları geri almış, bu sefer işgal
ettikleri topraklarda 35 yıldır yaşayan Ermeniler anavatanlarına göç etmek
zorunda kalmışlardır.
Bütün bu
yaşananlar ne içindi?
Büyük millet,
büyük devlet kolay değil. Osmanlı 1. Cihan Harbinden Kurtuluş Savaşına kadar
binlerce kilometre kare toprak kaybetmiş, milyonları aşkın sivil, asker
kayıplar verdiği halde Mustafa Kemal’in önderliğinde Anadolu’yu yurt edinmiş,
geriye dönüp ağıtlar yakmamış, intikam yeminleri etmemiştir. Mustafa Kemal’in
“YURTTA SULH CİHANDA SULH” ilkesini şiar edinip, komşuları ile barış içerisinde
yaşamanın hazzını almıştır. Nüfusunu 7,5 milyondan 86 milyona çıkarmış,
gelirini (bütün olumsuzluklara rağmen) kat be kat artırmıştır. Kısaca elde
olanın kıymetini bilmiş, dünya ölçeğinde devasa bir devlet olmuştur.
Miladın
başlangıcından itibaren iki bin yıldır darmadağın yaşayan Ermeniler, Rusların
ileri karakol amacıyla Erivan bölgesinde – ki burası eski Türk yurdudur-
kurdurdukları Ermenistan’ın kıymetini bilememişler, günümüze kadar her devirde
çıbanbaşı olmak yolunu seçmişlerdir.
Yukarıdaki
sorumuzu soralım “ne için?”
“Gücünü
tartmadan ütopya yaratmak ve başkalarının menfaati uğruna maşa olmak.”… Ve
ütopyalar uğruna, çilelerle, acılarla edinilmiş vatanı vatan bilmemek,
kıymetini idrak edememek. Ayrıca komşuları ile kanlı, bıçaklı olmak.” Bu benim
sözüm değil, Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın sözü.
Ermenistan
şimdi yol ayırımında,
Ermenistan’ın
nüfusu 1991’de 3.570.000 idi. Şimdi ise 2.900.000 civarında. Kaçan kaçana.
Azerbaycan’ın nüfusu 7.2 iken şimdi 10,5 milyon. Ermeniler bunun nedenlerini
kendilerine hiç sordular mı?
Kısaca,
Ermenistan ya
eski huyunu devam ettirip, hayaller içinde yaşayan, vatanı vatan olarak
bilemeyen sefiller ülkesi olacak… Ya da vatanlarının kıymetinin idrakine varıp,
komşuları ile barış ve huzur içerisinde yaşama yolunu seçip, evlatlarını sonu
gelmez kavgalarda yitirmeyen yurttaşlar ülkesi olacak. Umarım akl-ı selim galip
gelir.
Not olarak
şunu da belirtmeme izin verin; Kötü olan Ermeniler değil. Kötü olan bu güne
kadar kendi halkını üç kuruşluk menfaatleri için acımasızca kullanan, halkının
kanlarından beslenen ahlaksız işbirlikçilerdir.