Gerçi, siyasetin
en tepesindekiler, yani ülkelerini yönetenler, konuyu depreştirmediler. Şu
başörtüsü meselesinden bahsediyorum.
Ne var ki,
Bizim
muhalefetimiz ve her iki tarafın sosyal medyası fitne kazanlarını ha bire
harlıyorlar. Neler okumuyoruz ki… Konu başörtüsünü de aştı. Fırsat bu fırsat
deyip kendi egolarını tatmin edenler aldı başını gidiyor.
Vaktiyle -ki
1990’lardan bahsediyorum- “Azerbaycan’a gittim dediğim koyu bir ülkücü
arkadaşım sen Azerice biliyor-musun nasıl anlaşabildin?” Demişti. Suratına
şaşkınlıktan aval aval baktığımı hatırlıyorum. O günlerden bu günlere geldik.
Artık Azerbaycan okullarındaki başörtüsü meselesini gündemimize taşıdık. Yani
iş nostaljiden çıkıp menfaat çatışmaları haline geldi.
Bir
Azerbaycanlı arkadaşım bir gün bana “it oğulları bizi ayrı koydular” dediğinde…Şaşkınlıkla
kimler diye sordum. “Kimler olacak, sizin Yavuz’la bizim Şah İsmail” demişti.
Arkadaşım haklıydı. Güç mücadelesi için mezhep kavgası çıkarmaktan
çekinmediler. Sonuç malum.
Tarih
ilerledi, biz hep ayrı cenahların toplumları olduk. Yine bir dost sohbetimizde,
ortamda bulunan Azerbaycanlı “siz kimlersiniz?” Diye sorunca “sizin atanızla
bizim atamız Orta Asya’da kardeşmişler. Yola çıkmışlar Azerbaycan’a gelince sizin
atanızın atı yorulmuş, laf aramızda biraz da ehlikeyifmiş. Ben burada kalacağım
sen devam et demiş. İşte fark bu kadar.” Bu benim için güzel bir anı olmuştu.
Düşünün,
Yüzyıllardır
ayrı devletlerle yönetilmişiz. Farklı rejim, ideoloji ve mezheplere sahip
olmuşuz. Ama gün gelmiş, fırsat doğmuş, kapılar açılmış, vuslat gerçekleşmiş.
Ne yani, bir tornadan çıkmış gibi aynı ayarda mı olacaktık! Aynı devletin
farklı şehirlerindeki insanların bile hayat anlayışları farklı iken, bu denli
ayrı kalmış iki toplumun anlayış farklılıkları olmaması şaşılacak durum olurdu.
Toplumların
tarihi sürecinde edindiği tecrübeler, alışkanlıklar vardır. Bu da yaşanılan
coğrafyanın ve toplumların yaşamak zorunda kaldığı olaylardan edindikleridir. Son
derece doğal durumdur bu.
Yıllar önce
bir Fransız turistle biraz samimiyeti ilerletince adam (tercümanımız aracılığı
ile) bana ülkemizin yanlışlarından bahsetti. Ben celallendim “sana ne?” Demeye
getirdim. Hâlbuki adam bana, iyi niyetle tecrübelerini aktarıyordu. Adamdan
öğrendiğim “vatandaş eğer vergisini veriyorsa ona insani haklarını vermek
zorundasın.” Geçmişimizde yaşadıklarımıza bakıyorum… Değdi mi? Diyorum.
Yüzyılların imparatorluk bakiyesi ve yüzyıllık cumhuriyet olduğumuz halde, gide
gide bir arpa boyu yol gitmişiz. İnsan hakları ve demokrasi konusunda daha
epeyce yolumuz var. Bir de tutmuş ona-buna akıl veriyoruz.
Devletler bir
bakarsınız can ciğer kuzu sarması iken, gün gelir bir de bakarsınız ki, kanlı
bıçaklı olmuşlar. Mesela Sovyetler Birliği ile savaşa girse idik Azerbaycan’la
savaşmış olmayacak-mıydık? Rahmetli anam anlatmıştı. Ona da anası anlatmış.
Carlık Rusya’sı Görele’yi işgal edince “Ruslar ve Ermeniler kadınlara musallat
olurlarmış. İçlerinde bizim dilimize benzer konuşan askerler kadınlarımıza,
kızlarımıza iyi davranırlar, çocuklara şeker verirlermiş.” Belli ki, onlar Türk
asıllı askerlerdi. Anam konuşmasının sonunda “nesil bilmese bile asıl
çekiyor.” Derdi.
Dünya kamplaşma arifesinde. Ya işin içinde
işler varsa? Biz avam takımı nereden bileceğiz? Oturduğumuz yerden ahkâm
kesiyoruz. Kimimiz safça, kimimiz de “munzur’ca.” Tarafların ne hainliği kaldı
ne İslam düşmanlığı. Serde hınzırlık varsa din ne yapsın, dinimizin ne suçu var?
Siz bakmayın
adamın yumruğunu sallayıp “n’aber Paşinyan” demesine… Dün bir, bugün iki… Şunun
şurasında onların bağımsızlığını kazanalı kaç yıl oldu ki!.. Hayat yolu onlara
iyi geçinmenin, ayakta kalabilmenin kitabını yazmayı çok iyi öğretmiştir. Biz
bile çaktırmadan arada bir yazmak zorunda kalıyoruz.
Son sözümü
yazmadan önce şunu da yazmama izin verin. “Hani bizimkiler bir yolsuzluk ayyuka
çıktığında dış güçler diyorlar ya… Aya bakın misali... Kim bilir? Onlar da aya
bakın diyor olamazlar-mı? Bu günlerde ihtiyaçları var çünkü.
Hadi bunu da yazayım
bari… Bu da benim komplo teorim olsun. Rusya sempatizanı elitleri tasfiye edip
Amerikancı/İsrailci elitlerini ihdas etmeye çalışmasınlar sakın.
İran’ı geçin.
Onların güç olacak ne tabanları var ne de elitleri. Hele de İran kendi derdine
düşmüşken.
Ey kadim milletimizin
evlatları; bırakın yönetimleri ve şom ağızlıları. “Kardeş kardeşi atmış, yar
başında (uçurum kenarında) tutmuş.” Bu atalar sözünü sakın unutmayın. Zira atalar
boşuna söylememiş. Geçmişimizi olduğu gibi geleceğimizi de biz kuracağız.

