Geçen
gün YouTube’ de, İstanbul/İstiskal caddesinin tarih içerisinde gelişimini yapay
zekâ görselleri ile günümüze kadar anlatan bir video izledim.
Basit
bir köy yolu iken, günümüz İstanbul’un en karakteristik caddesi haline
gelmesini çok güzel anlatmıştı. Geçtiği süreç içerisinde, devrin yaşam
felsefesini nasıl aksettirdiğinin şahidi oldum. Binaların mimarisinden, caddenin
peyzajcına kadar her şey zaman içerisinde değişmesine rağmen, İstiklal
caddesinin İstanbul için değişmeyen anlamıydı.
Yine,
TRT
2’de izlediğim programda, 1920’lerde İstanbul gazetelerinde Ramazan’la alakalı
haberlerinden pasajlarda… Eski Ramazanların o günün Ramazanlarından çok daha
anlamlı olmalarına atıflardı.
Buradan
iki netice çıkarabiliriz. Birincisi toplumun yaşam biçimi zaman içerisinde
değişiyor. İkincisi, buna bağlı olarak, şehir günün teknolojisine ve yaşam
anlayışına göre mekanların görselliğinin değişebildiğidir.
Sonuç
olarak toplum ve mekanlar durağan değillerdir. Ama toplumun ana felsefesinin-
çok büyük değişiklikler olmadığı sürece- değişmezliğidir.
Örnek
verirsek,
İstanbul
iki bin küsur tarihi boyunca payitaht, ticaret ve kültürel merkez olmasıdır.
Kimliği bunun üzerine kuruludur. Bu özelliklerini kaybettiği an İstanbul,
İstanbul olmaktan çıkıp, kabalık yığınların yaşadığı bir şehir haline gelir.
Özelde,
Ünye
nasıl bir şehirdi? Geçmişten nasıl bir yaşam felsefesi devraldı? Ünye’yi Ünye
yapan değerler nelerdi? Yine Ünye bütününü meydana getiren mekân alanları Ünye
için ne anlama geliyordu?
Bunlar
her devirde yeniden tanımlanmaz, dillendirilmez. Ünye yaşayanlarının
hafızalarında şekillenmiştir. Bu nesillerden nesillere aktarılır. Ama yeniden
formatlanır, gelecek nesillere aktarılır.
Bu
şehir olmanın ve şehir ruhunu yaşatmanın gereğidir.
Ünye
bunlara dikkat etmiş-midir/ edebilmiş-midir? Ne yazık ki buna olumlu cevap
vermiyoruz. Ama bu sadece Ünye’nin kabahati değildir. Yeni devlet olmak, çağın
süratle değişen yaşam anlayışı, kısa sürede şehir nüfusunun anormal artması…
Yeni gelenlerin uyumsuzluğu, var olanların henüz “şehirli” olmayı
özümseyememesi gibi nedenler gelinen noktadaki olumsuzluklardır.
Şunu
da ilave etmekte fayda var. Dibe vurmuş ekonomi ve gelir düzeyi düşük toplumlar
kültürel varlıklarını koruma ve yeni çağdaş değerler yaratabilme
özelliklerinden yoksuldurlar. Çünkü öncelik yaşam galesidir, hayatı ikame etmek
kaygısıdır.
Bir
örnekleme yapalım,
Tarihi
binalarımızın bizim yani “avam” için kültürel, sanatsal ve tarihsel bakımından
ne anlam ifade ettiğini idrak edemeyiz. Bizim için öncelikli olan “eski
binaların” yıkılıp yerine katma değeri yüksek, bizi zenginleştirecek, daha
rahat yaşayabileceğimiz yeni binaların yapılmasıdır.
Bu
gibi değerler manzumesini “avam” düşünemez. Onun gayesi günü kurtarıp rahat bir
ömür sürmesidir. Bunları idareci kurumların – özelde belediyelerin- ve sivil
toplum örgütlerinin düşünmeleri ve hatta olmazsa olmaz vazifelerindendir.
Ne
yazık ki,
Avamın
düşüncesini, psikolojisini yukarıda saydığım kurumlarının da taşımalarıdır.
Kamunun yani bütün şehirlinin faydasına ayrılan alanların bizatihi (kamu adına,
kamu yarına) hareket etmesi gereken kurumlar tarafından rant alanları olarak
kullanılmasıdır.
Örnek
mi,
Belediye
Sineması ve kültür merkezinin AVM yapılması, Pazar Yerinin 15 Temmuz adıyla AVM
yapılması, Yunus Emre Parkının tamamen kafeye çevrilmesi, 100. Yıl parkının
büyütülerek düğün salonu haline getirilmesi gibi… Tüm bunlar her meşrepten
şehirlinin kullanımında iken toplumun belli kesimlerine tahsis edilmesi… Ya da
Büyük Camiinin yanındaki alanın tamirciler ve küçük esnafın hizmetinde iken
hizmet sınıfına kaydırılması… Yalıkahvesi’nin (örtülü çeşitli rant kavgalarına
maruz kalıp) mezbelelik haline gelmesi… Çeşitli rant kavgalarına maruz kalan Çamlığın
bunlardan yakasını zor kurtarması… Ama bu sefer hala kendini Ünye’nin sahibi
zanneden “seçkincilerin” abuk sabuk uygulamalarına maruz kalması…
Bu
arada,
Not
olarak düşelim. Hiçbir mimari eser, Nahçıvan tarzı Japon kültürünü temsil eden proje
olarak tasarlanmaz. Böyle bir proje hiçbir aklı başında mimar tarafından da düşünülmez.
Son
olarak,
Şehir
kimliği şuraya buraya kafeler, lokantalar, oyun alanları (elbette bunlar da
gereklidir) yapılarak oluşturulmaz. Bu uygulamaların şehir kimliğine hiçbir
katkısı yoktur. Şehir kimliği binalar, alan uygulamaları ile de
gerçekleştirilemez.
Şehir
kimliği,
Yerinde
kimlikli alan uygulamaları, bina tasarımları, her kesimden şehir yaşayanlarının
birlikte kullanacakları alanların yaratılması… Başta esnaf ve kamu davranışları,
hayatın genel akışı içerisinde toplumsal ilişkiler ile yemek kültürünün ihdası
gibi hayatın her alanında tarzlar yaratmakla mümkündür.
RAMAZAN BAYRAMINIZI HUZUR İÇERİNCE GEÇMESİ BİLEKLERİMLE KUTLARIM.