Bu Blogda Ara

26 Mayıs 2026 Salı

“ANAAA !... ?..”

 

Son otuz yıldır çok şeyler oluyordu zaten. Mesela… AKP’nin bile iktidara gelmesi insanlara “anaa” dedirttirdi. Ama unuttuk. Ondan önce de 28 Şubat süreçlerini yaşadık.

1999 genel seçiminde CHP baraj altında kaldı. Ecevit’in DSP’si %22 oy aldı. 2002 seçimlerinde CHP yaklaşık %20, DSP %1’de kaldı. AKP %34 oyla birinci parti olurken CHP hariç diğer partiler baraj altında kaldı. Sonrası malum…

Tüm bunlar teorik olarak “olabilir”, ama normal şartlarda olması muhtemel olmayan şeylerdi.

Ayrıca,

Normal şartlarda ve kısa zamanda bu denli büyüyemeyecek bir cemaat, ülkemizde olduğu kadar dünyada da dal budak saldı. Sonunda, 2016 Temmuzunda bir gecede tasfiye edildi.  Onlarla beraber kimler ve neler tasfiye edildi?

Not olarak belirtelim; Atatürkçülerin medar-ı iftiharı ordunun üst kademesi (şu veya bu nedenlerle) görev dışı edildi. Yine “anaaa” dedik.

Hayat devam ediyor,

Elbette bütün bu olaylar gerçekleşirken “kitabına uygun” hadiselerin gerçekleşmesi, nedenlerin oluşması lazımdı. Öyle de oldu.

Bugünlere gelelim,

Görünen o ki; ( O ne ise!..?)Neticeye henüz varılmadı. Oyun devam ediyor.

Şunu da araya sıkıştıralım. Eğer bir neticeye varılmak isteniyorsa- ki isteniyor- her şey kitabına uygun(muş) gibi yapılır. Ama bir farkla, kitabı okurlar ama “kendilerine göre yorumlarlar.” Siz buna ister “hinlik” deyiniz veya başka bir şey… Ama bunu yani kitabı tersinden okuyanlar kadar dinleyenler de bilir. Kısaca… Bütün bunlar biz avam takımı için çok bilinmeyenli film gibidir. Bizim gibiler, oğlan kızı neden öptü? Sorusunu sormaktan esas ayrıntıları kaçırırız. Ve filmin sonunda “anaa” deriz. Zaten filmin senaryosu bizim “anaaa” dememiz için böyle yazılır. Çünkü avam bildik, alışık olduğu şeylerden hoşlanır, değişmesini de istemez.

Ya yönetmen ve oyuncular?

Genelde sonucun nereye varacağını tahmin etseler de, çoğunlukla kazık yerler. Filmin bir yerinde esas oğlan sahne dışı kalır. Yönetmen yediği kazığı fark etse de, yapacak bir şeyi yoktur. Esas iş yapımcıda ve iaşeyi sağlayanda biter. Onlar öyle takdir etmiştir. Biz avam takımı hala “esas oğlan” için yanıp tutuşuruz. Ama hiçbirimiz “filmin esas amacı ne idi?” Diye sormayız. Filmin sonunda yine “anaaa” deriz ama iş işten geçmiştir. “Esas oğlan amma da kofmuş” demekten başka yapacak bir şeyimiz yoktur. Kendi kendimize (öyle olsaydı, böyle olsaydı gibi) senaryolar üretir, birbirimizle kavga ederiz.

Şimdi, konudan biraz ayrılmış gibi yapalım,

Kurumlar zaman içerisinde değişime uğrarlar. Değişen şartlarda kendilerini devamlı yenilemek durumundadırlar. Yenileyemezlerse tasfiye olurlar, oyun dışı kalırlar.

Yenilenme iki şekilde olur. Birincisi kendi bünyelerinde yaptıkları operasyonlarla. Bu sancılı olur. Parçalanmaya kadar gider. Bunun için öncelikle irade ve dirayet gereklidir. Olmazsa yandı gülüm keten helva.

İkincisi, dışarıdan zorlamalarla, müdahalelerle olur. Çünkü sistem der ki “sen bana lazımsın, ama sisteme uyman gerekir. Yoksa helak olursun.” Sistem bunda haklıdır ya da haksızdır. Ama böyle der. Mesela, (diyelim ki bu parti ise) “yoksa bazı partiler gibi kırk kere kapatılır, kırk kere yeniden kurmak zorunda kalırsın. Sen bilirsin.” Ya da tıpkı 2001’de olduğu gibi senden (arı kovanında olduğu gibi) oğul attırıp bir başka partiye devşirilirsin.  Hem ana mecrandan saptırılırsın, hem seçmenlerin konsolide edilir ve hem de (amaçlar doğrultusunda)kullanılırsın. Olur mu olur…

Bir başka şey de olabilir. Ana partide temizlik yapılır, bu sefer o evrimleşir, sisteme uyar. Sana da “var oyna, git oyna” denir. Yakın tarihimizde görmedik mi! Her iki ihtimalde yapımcısına uyar.

Biz avam takımı da hep “anaaa” demeye devam eder, bu arada birbirimize düşeriz. Çünkü kaderimiz bu…

 NOT; Kurban Bayramınızı sağlık ve huzur içerisinde geçirmeniz dileğimle kutlarım.

 

 

 

 


 [YH1]

19 Mayıs 2026 Salı

PAŞİNYAN “KARABAĞ’I UNUTUN…”

 



8 Haziran’da Ermenistan’da genel seçimler var. Bu seçim Ermenistan için dönüm noktası. Bu seçim; Ermenistan’ın yüzyılı aşkın “ideallerini” devam ettirmek isteyenlerle, mevcut hükümetin başı Paşinyan’ın savunduğu “barış içinde anavatan Ermenistan” diyebileceğimiz düşünceyi savunanlar arasında geçecek. 

Bilindiği gibi, Ermenistan Anadolu’nun kadim halklarından. Geçmişi Milattan önceye (M.Ö. 9. Yüzyıl) kadar dayanıyor. M.Ö. 6. Yüzyıla kadar Güney Kafkasya ve Doğu Anadolu’da Kars platoları ile Van çevrelerinde çeşitli krallıklar kurmuş. Daha sonra sırasıyla Pers, Roma, Bizans, Sasaniler’e bağlı devletçiler şeklinde yaşamını sürürmüş. M.S. 301 yılında Hristiyanlığı devlet dini olarak kabul eden ilk devlet olmuş.

Son olarak Osmanlı İmparatorluğunda, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde etnik kavim olarak yaşamış. Osmanlı İmparatorluğu'nda devlete olan bağları, kültürel uyumları ve devlet kademelerindeki başarıları nedeniyle Ermeniler için kullanılan "sadık millet" anlamına gelen tarihi bir unvanı almış. Bu unvan Osmanlı tebaası içerisinde başka bir millete verilmemiş.

19. Yüzyıl, malum olduğu üzere sanayi devrimi ile beraber milletleşmelerin başladığı yüzyıldır. İmparatorlukların içerisindeki etnik unsurların milletleşme yönünde isyanların çıkarıldığı, bağımsızlık hareketlerinin arttığı, imparatorlukların parçalandığı yüzyıl olmuştur. Elbette Osmanlı da bundan nasibini almıştı.

Önce Rus Çarlığının kışkırtması ve Doğu Anadolu’yu işgali ile birlikte Ermeniler de bu akımdan faydalanmak istemişler, yine Rusların kışkırtması ile 1890’da Erzurum’da isyan çıkarmışlardır. Sonra olaylar gelişmiş 1915 tehcir ile neticelenmiştir.  1914-18 1.Dünya Savaşı sonucuna kadar isyanlar devam etmiş ve Rusların Bolşevik isyanı dolayısıyla geri çekilmesi ile birlikte Ermeni İsyanı Osmanlı tarafından ancak bastırılabilmiştir.

 Sovyet Rusya’sının desteği ile 1920’de bağımsız olarak kurulan Ermenistan 1922’de Sovyet bloğuna katılmış, Sovyetlerin 1991’de dağılmasına kadar peyk devlet olarak varlığını sürdürmüş, bu tarihten sonra bağımsız devlet olarak dünya sahnesinde yerini almıştır.

Ancak,

1800’lerin son çeyreğinden günümüze kadar Ermeniler, başta Ruslar olmak üzere bu bölgede menfaati olan büyük devletlerin her zaman maşası olmuş, özellikle Rusların (şu veya bu gerekçelerle) militan devleti olarak varlıkların sürdürmüşlerdir. Bu hem kendi milletine ve hem de komşularına büyük zararlar vermiş, acılar çektirmişlerdir. Nitekim bağımsızlıklarını kazandıkları 1991’den iki-üç yıl öncesinden başlayarak Karabağ ve çevresinde isyanlar çıkarıp, eşkıyalıklar yapmışlardır. Yakın tarihimizde şahit olduğumuz üzere Azerbaycan’ın %20’ni işgal edip bir milyon Azerbaycanlının göç etmesine neden olmuşlardır. 1993’e kadar süren Ermeni-Azerbaycan savaşında (her iki taraftan) binlerce masum insan hayatını kaybetmiş, aileler mağdur edilmiştir. 2020 Eylülündeki 40 gün savaşında Azerbaycan kaybettiği tüm toprakları geri almış, bu sefer işgal ettikleri topraklarda 35 yıldır yaşayan Ermeniler anavatanlarına göç etmek zorunda kalmışlardır.

Bütün bu yaşananlar ne içindi?

Büyük millet, büyük devlet kolay değil. Osmanlı 1. Cihan Harbinden Kurtuluş Savaşına kadar binlerce kilometre kare toprak kaybetmiş, milyonları aşkın sivil, asker kayıplar verdiği halde Mustafa Kemal’in önderliğinde Anadolu’yu yurt edinmiş, geriye dönüp ağıtlar yakmamış, intikam yeminleri etmemiştir. Mustafa Kemal’in “YURTTA SULH CİHANDA SULH” ilkesini şiar edinip, komşuları ile barış içerisinde yaşamanın hazzını almıştır. Nüfusunu 7,5 milyondan 86 milyona çıkarmış, gelirini (bütün olumsuzluklara rağmen) kat be kat artırmıştır. Kısaca elde olanın kıymetini bilmiş, dünya ölçeğinde devasa bir devlet olmuştur.

Miladın başlangıcından itibaren iki bin yıldır darmadağın yaşayan Ermeniler, Rusların ileri karakol amacıyla Erivan bölgesinde – ki burası eski Türk yurdudur- kurdurdukları Ermenistan’ın kıymetini bilememişler, günümüze kadar her devirde çıbanbaşı olmak yolunu seçmişlerdir.

Yukarıdaki sorumuzu soralım “ne için?”

“Gücünü tartmadan ütopya yaratmak ve başkalarının menfaati uğruna maşa olmak.”… Ve ütopyalar uğruna, çilelerle, acılarla edinilmiş vatanı vatan bilmemek, kıymetini idrak edememek. Ayrıca komşuları ile kanlı, bıçaklı olmak.” Bu benim sözüm değil, Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın sözü.

Ermenistan şimdi yol ayırımında,

Ermenistan’ın nüfusu 1991’de 3.570.000 idi. Şimdi ise 2.900.000 civarında. Kaçan kaçana. Azerbaycan’ın nüfusu 7.2 iken şimdi 10,5 milyon. Ermeniler bunun nedenlerini kendilerine hiç sordular mı?

Kısaca,

Ermenistan ya eski huyunu devam ettirip, hayaller içinde yaşayan, vatanı vatan olarak bilemeyen sefiller ülkesi olacak… Ya da vatanlarının kıymetinin idrakine varıp, komşuları ile barış ve huzur içerisinde yaşama yolunu seçip, evlatlarını sonu gelmez kavgalarda yitirmeyen yurttaşlar ülkesi olacak. Umarım akl-ı selim galip gelir.

Not olarak şunu da belirtmeme izin verin; Kötü olan Ermeniler değil. Kötü olan bu güne kadar kendi halkını üç kuruşluk menfaatleri için acımasızca kullanan, halkının kanlarından beslenen ahlaksız işbirlikçilerdir.

 

 

 


TEESSÜF Kİ, ELÇİBEY’LE DANIŞA BİLMEDİM…

    İnsan hayatında öyle anlar var ki; Yıllar geçtikten sonra o anın ne kadar önemli olduğunu ancak anlayabiliyor. Bu cümlemin devamına bir ...