Bu Blogda Ara

13 Ekim 2026 Salı

AZERBAYCAN NEREYE GİDİYOR?

 

1992 yılında Azerbaycan’a gittiğimde Elçibey iktidarda idi. Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesinin önderi olan Azerbaycan Halk Cephesinin (AHC) lideriydi. Akabinde cumhurbaşkanı seçilmişti. Türk Milliyetçisi Elçibey’in ne devlet tecrübesi vardı ne de kendisine yardımcı olacak kadroları.

Ermenilerle Karabağ savaşı, milyonları bulan Karabağ Kaçkınları, dibe vurmuş ekonomi, yolsuzluklar ve daha bir sürü toplumsal problemler Elçibey’i bunaltıyordu.

Bakü caddeleri yüzleri asık, hayatlarından bezmiş insanlarla doluydu. Arkadaşıma dedim ki; ”Elçibey’in bir yıl bile dayanabileceğini zannetmiyorum.” Nitekim bir yıl geçmeden Elçibey görevi bırakmak zorunda kaldı. Elçibey’in başkanlığı sırasında ve sonrasındaki beyanatlarında halkın nankörlüğünden, kadirbilmezliğinden dem vurduğunu okumadım, duymadım.

Toplum, her ne kadar (her türlü) ideallere mest etse bile; neticesinde can güvenliğine, inançlarını özgürce yerine getirmeye, (iaşesi dâhil) yaşamını yarınlar kaygısı olmadan sürdürmeyi amaçlar. Onun için nasıl bir rejim ile yönetildiği ikinci plandadır. Bunun içindir ki, otoriter rejimler toplumun ihtiyaçlarının en ucuz şekilde karşılanmasını amaçlar.

Gün gelip toplum bilinci geliştikçe, sahip olduklarından daha fazlasını “hak ettiğini” düşündüğünde önüne geçilemez hoşnutsuzluğun tohumları atılmış olur.

Nitekim Azerbaycan her ne kadar diğer Kafkas ve Orta Asya toplumlarından aydınlık hareketi olarak bir adım önde olsa da; feodal Carlık Rusya’sı ve Komünist Sovyet terkibinde yaşamanın getirdiği baskı düzenini on yıllarca üzerinden atması mümkün değil. Çağdaş demokrasi düzeninin oluşturulabilmesi için ancak kurumlar, hukuk, ekonomik ve sosyal yaşam gibi olguların çağdaş olması gerekir. Bizim bile yeterince oluşturamadığımız bu kavramları Azerbaycan geçtiğimiz zaman diliminde nasıl oluşturacak? Bir de, yönetimde böyle bir düşünce yoksa durum daha vahim bir hal alır.

Gidip gözlemlediklerim, sosyal medyadaki serzenişlerden, tanıştığım Azerbaycanlıların konuşmalarındaki satır aralarından, şahit olduğum olaylardan çıkarabildiğim neticelerden anlıyoruz ki; gelir adaletsizliği, rüşvet, yolsuzluk ifade özgürlüğüne vurulan gem almış başını gitmiş. Zaten ezelden beri baskı karakteri haline gelmiş, sinmiş bir toplum varsa, bir de (doğal olarak) toplumu temsil edebilecek muhalefet olmadığında meydan istediği gibi at koşturacak otoriteye kalır.

Bu tip durumlarda yönetim iki şey yapar. Birincisi topluma diş bileyecek düşman, ikincisi toplumu düşmandan koruyacak, toplumun minnet duyacağı kurtarıcı ve idol yaratır. Toplumun bunlarla oyalanmasını sağlayıp, ufak bir itirazda “sen kurtarıcımıza karşı-mısın” suçlaması dayatılır. Yani haklı iken haksız duruma düşürülür.

İşin tuhaf tarafı-ki bütün dünyada böyledir- Azerbaycan’daki ayyuka çıkmış bütün yolsuzluklardan kurtarıcı sorumlu değildir. Hatta hep sonradan haberi olur. “Kurtarıcımız çok dürüst ama yok mu o alt kademedeki hainler” denir. Mesela 27 yıl Azerbaycan ikinci adamı olan ve milyarları iç eden Ramiz Mehdiyev’in yaptığı yolsuzluklardan (her ne hikmetse) kurtarıcımızın haberi bile olmamıştır.

Yaz başlarından itibaren sosyal medyada başlayan serzeniş yazılarından, Elçibey’in doğum ve vefat yıldönümlerinin çokluğundan “Azerbaycan’da bir şeylerin uç vermeye başlayacağının işaretlerini hissettim.

Kuruluşundan bu zamana kadar Karabağ sorunu ile cebelleşen Azerbaycan halkı Aliyev’leri kurtarıcı olarak görmüş her türlü olumsuzlukları sineye çekmiş, (zaten karakteri gereği) sessiz kalmıştı. Karabağ sorunu halledildiğinde toplumun diş bileyecek düşmanı kalmamış, kurtarıcının da vazifesi bitmişti. Ülkedeki tüm olumsuzlar ayan beyan hissedilir olmuş, homurdanmalar yüksek perdeden duyulur hale gelmişti.

Otorite de bunu görmüş ve bir şeyler yapması gerektiğini hissetmişti. Burada iki yol vardı. Birincisi ülkedeki (rüşvet, yolsuzluk gibi) ne kadar olumsuzluklar varsa üzerine gitmeliydi. Bu mümkün değildi çünkü sistem bunun üzerine kuruluydu. İkincisi acilen düşman yaratılmalıydı. Kurtarıcımızın Yeni Azerbaycan Partisi kongresindeki zehir zemberek konuşması bunun ilk adımı idi. Sonrası başörtüsü meselesi geldi. Yıllarca sorun olmayan başörtüsü nasıl oldu da bugün sorun haline geldi?

Bu tür olaylar,

1-   Ülkenin (çeşitli nedenlerle) bataklık haline gelmesi

2-   Yabancı ülkelerin bunu fırsat bilmesi. Bunu hangi ülke kullanabilir? Türkiye mi? Rusya mı? Batı ülkeleri mi? Amerika mı? İran mı? İsrail mi? Her birinin kendirine göre nedenleri vardır. Kim bilir?

3-   Rejimin kendisi mi? Ülkede “irtica” korkusu yaratıp, kendi saflarını sıkılaştırmak, baskıyı artırmak mı?

Not olarak belirteyim. 1-Videolardan izlediğim kadarıyla, reşit olmayan talebelerin, kadınların uluorta gösteri yakmak gibi ne gelenekleri vardır, ne cesaretleri ne de tecrübeleri vardır.

2- Bu satırları yazarken ülkem Türkiye gözümün önünde idi.  Biz yaşadık/yaşıyoruz. Dilerim onlar bizim gibi yaşayarak öğrenmezler. Bizden ders alırlar ve gereğini yaparlar.

 

Hiç yorum yok:

AZERBAYCAN NEREYE GİDİYOR?

  1992 yılında Azerbaycan’a gittiğimde Elçibey iktidarda idi. Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesinin önderi olan Azerbaycan Halk Cephesinin...