Geçen akşam
YouTube’de bir video izledim. Osetya’da Sovyetlerden kalma, terkedilmiş bir
bakır madeni fabrikası idi seyrettiğim. Fabrikanın içinde lojmanları, idare
binası ve sosyal tesisleriyle beraber hepsi hurda yığını haline gelmişti. Geçmişte
de bunun gibi Sovyetlerin çeşitli bölgelerinden videolar izlemiştim.
Her ne kadar
oralarda yaşamadıysak da, uzaktan da olsa zamanın ruhunu hissedebiliyoruz. Bu
da insana hüzün veriyor. Fabrikanın 1939 kurulduğu kitabesinden anlaşılıyor.
1939’da
kurulan fabrika nasıl oldu da birden bire 1990’larda terk edildi. Sanki
birileri gelip çalışanlara pılınızı pırtınızı toplayıp terk edin demiş gibi…
Belli ki,
Sistem
çökünce fabrika da işlevini yitirmiş, çalışanları ve metalarıyla beraber
ekonomik ömrünü tamamlayıp devlete yük olmaya başlamıştı.
Sovyetlere
yük değil-miydi?
Sovyet
sistemi, fabrikaya (insanlara iş temin etmek gibi) karlılıktan çok daha farklı gözle bakıyordu
besbelli… Kısaca, sistem çöktü, fabrikada çöktü.
Fabrikayı
kapatırken, yeni kurulan devletlerin, daha doğrusu rejimlerini değiştiren
devletlerin mazeretleri vardı. “Sovyetler zaten bu hantal yapısından dolayı
çöktü. Biz aynı hataya düşmeyeceğiz.” Demişlerdir mutlaka.
Fındık,
Geçmiş
yıllarda bir arkadaşımla sohbet ederken ona demiştim ki; Karadeniz Sovyetlere
karşı NATO’nun “Maginot (majino) hattı” idi. Devlet ve Avrupa Karadeniz
köylüsünü, dolayısıyla fındığı desteklemek zorundaydı, bu tehlike geçtiğine
göre; fındığı iyi günler beklemiyor demiştim.
Nitekim öyle
olma yolunda… Karadeniz gibi dağlık bir bölgeye yakışan, toprak erozyonunu
önleyen, fındık ürününden başka küçük ölçekli hayvancılığa elverişli, dallarının
ve kabuğunun yakacak olarak kullanıldığı, devamlı çalışma gerektirmeyen tam
Karadenizliye göre bir ürün. (Elbette burada ironi yapıyorum.)
Fındık
tarımının zaman içindeki sürecine baktığımızda; Alet, eda-vatlardaki gelişimi
haricinde… Fındık tarımının ürün verimliliği, ürün kalitesi, katma değer gibi
alanlarda hiçbir gelişimini göremiyoruz. Hatta verimlilik konusunda geriye bile
gidiyoruz.
Fındığın bu
duruma düşmesinin tek bir nedeni yok elbette. Köyden şehirlere göç, ailelere
düşen fındık alanlarının küçülmesi, Karadeniz’in sarp arazisinden dolayı (diğer
ülkelere göre) üretim maliyetinin yüksek olması, fındık ağaçlarının yaşlanması
vs.
Bütün bunlar
tamam,
Tamam,
olmayan geçmişte fındığa ekonomik getiriden çok, stratejik ürün olarak bakan
devletin bu düşüncesinden vazgeçmesi.
Bu kanıya
şuradan varıyorum,
Geçmişte
500-600 bin tonla neredeyse bütün Karadeniz’in gelir kaynağı olan, ülkeye
önemli ekonomik girdi sağlayan böyle bir ürün konusunda ( araştırma-geliştirme,
uzman, katma değer konularında çalışma veya teşvik gibi) devletin gözle görülür
çalışma ve yatırımı olmaması. Ürünü üç
kuruş fazlaya almak, dönüm parası, gübre teşviki gibi şeyler ülke geneline
şamil, iktidar uygulamalarından başka bir şey değildir. Mesela, devlet hiçbir
zaman, dönüme karşılık gelen ürün verimini nasıl artırabiliriz çalışma
yapmadığı gibi, aklının ucundan bile geçmemiştir. Bu gelmiş geçmiş bütün
iktidarlar için böyle olmuştur.
Bugün,
Fındık
bahçelerini kesip başka bir ürüne dönemeyeceğimize göre, bu milleti de
Karadeniz’den kovamayacağımıza göre, aç da bırakamayacağımıza da göre…
Devletin,
Sovyet
örneğinde olduğu gibi, “ben gidiyorum kardeşim, ne haliniz varsa görün” diyemeyeceğine
göre…
Şimdi ne olacak bu
fındığın hali?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder