Gürcü
çalışanlarım vardı bir ara… Çocuklarından ikisinin aralarındaki yaş farkı bir
yaşını biraz geçiyordu. Yaşça küçük olana büyüğü için “o senin ablan, abla
demen lazım dediğimde, “nedenmiş?”
Derdi.
Abla demeyi reddederdi. Herhalde dedim kendi kendime, bir yaş farkını
kabullenemiyor.
Zaman
geçti, bu sefer aralarında beş yaş fark olana dedim. O da kabullenmedi.
Meğer
onlarda abi, abla gibi sıfatlar kullanılmıyormuş.
Milletlerin
çok da dikkate alınmayan, göz ardı edilen gelenekleri vardır. Bunlar farkında
olunmadan yaşanılan, uygulanan değerlerdir. Ama bir araya getirdiğinizde o
toplumun kimliğini, kültürünü oluşturur.
Bu
değerler manzumesi zaman içerisinde başka şeylere evrilir ama moda değillerdir.
Elbise gibi yıldan yıla değişmez. Toplum hayatına giren yeni uygulamalar ancak
toplum tarafından kabul gördüğünde gelenek halini alır, toplum kimliğine katkı
sağlar. Yoksa unutulur gider.
Elbette
bunlar, toplumun inançları, tarihsel genetiği gibi toplumun kimliği ile uyumlu
davranış biçimleridir.
Özellikle
bazı davranış biçimleri vardır ki; Toplumun inancına saygının göstergesidir.
Hani “ben uyamıyorum ama size de saygı duyuyorum” kabilinden…
İsterseniz
size birkaç örnek vereyim,
Adam
haftanın altı günü içkinin küpüne düşer ama cuma akşamları başını kesseniz bir
damla içmez. Çünkü dinine ve yaşadığı topluma saygısı vardır.
Ramazan’da
oruç tutmaz ama gizliden yer. Ya da açık olan lokanta ve kahvehaneler pencerelerini
perde ile kapatırlar ki içerisi görünmesin, içeride kimlerin olduğu ortaya
çıkmasın. Bu son yazdığım toplum baskına karşı bir tedbir gibi gözükse de
özünde topluma olan saygıdan ileri gelir.
Yine
bir örnek size,
Samimi
olduğunuz ama evine gitmediğiniz arkadaşınızın evine ilk defa gittiğinizde
(dinle, diyanetle alakası olmasa dahi) evine ayakkabınızı çıkarmadan
girdiğinizde size ters-ters bakması kaçınılmazdır. Çünkü onun kültüründe
ayakkabı ile içeri girmek yoktur.
Tüm
bunlar bizim farkında olmadan uyduğumuz, hatta titizlikle uyguladığımız
geleneklerimizdir.
Bunlar
sorgulanmaz, sorgulanması da ayıp addedilir. Didiklenirse mutlaka bir neden
bulunur. Ama hiç de gereği de yoktur. Çünkü artık kültürümüzün parçaları haline
gelmişlerdir. Tıpkı halının bütünü oluşturan yılların motifleri gibidirler.
Hınzırlıktan-mıdır
yoksa cehaletten-midir nedir? Bu tür kültürel davranışları sorgulayanlar
vardır. Kendi ideolojik perspektiflerinden bakarak yargılarlar. İdeolojilerine
göre bunlar ya yobazlıktır, gericiliktir, iptidailiktir ya da dini inançların
sulandırılmasıdır. Nitekim geçtiğimiz yüzyılın modası ideolojiler yüzünden epeyi
değerlerimizi göz ardı ettik, unutup gittik. Ama yerine (topluma renk veren)
değerler koyamadık, evrimleşemedik.
İdeolojik
saplantılar yanında hızlı şehirleşmenin de rolü büyük tabii… Henüz şehirli
olunamamışken yeni gelenlerin uyum sağlamalarını elbette bekleyemeyiz.
Konumuzla ne kadar alakalı bilemem ama yazmadan geçemedim.
Devam
edelim,
Hepimizin
yolu bildiğimiz marketlere düşer. Kasaya varırsınız, kasiyer genç kız işlem
sonunda size “kartını çek abi” der. Bu sözün neresinden tutacaksınız? Kafayı
emir kipine mi takarsınız, taş çatlasın 25 yaşındaki bir hanım kızın benim gibi
yaşı kemale ermiş birine abi demesine mi?
İtiraz
edecek olduğunuzda; Katmerin büyüğü gelir. Bu sefer aymaz, “peki ne diyeyim ya
da daha kötüsü lafı geveleyerek “n’olmuş yani” der.
Bunların
yanı sıra (genelde erkek kasiyerlerin) “kartını çek dayı” lafına çok içerlerim.
Emir bir tarafa, dayı lafı çok itici gelir bana. Çünkü dayının bir anlamı da
“kabadayıdır.” Kabadayılık olmak istemediğim sıfatlardan biridir. İkincisi
millet olarak bizde sülale baba tarafından yürür. Ana tarafı ile pek anılmak
istemeyiz. Deriz ki “anam falancalardan…” Yukarıda da bahsettiğim gibi bu
geleneğin tartışması olmaz. Genetiğimizde bu var. Siz hiç Yunanlılar gibi kızın
evlenirken damada başlık parası verdiğini gördünüz mü?
Neyse,
Yine
yukarıda da bahsettiğimiz gibi eğer bu tür gelenekler (günün şartları gereği)
kalkıyor ise- ki bu emirle kalkmaz- yerine ne konmalı/koyuluyor?
Bu
sadece sözlerde değil… Kılık- kıyafetlerde, insani ilişkilerde, trafikte,
sokakta ve hatta siyasette her yerde keşmekeşlikler, basite indirgemeler aldı
başını gidiyor.
Geçen
gün oturduğum ağartmanın kapısının önüne park eden, (bir sokak ötede oturan) bir
zata park edemeyeceğini söylediğimde “burası tapulu malın mı? Dedi.
Ben
de “elbette tapulu malım değil. Ama edep, adap, nezaket, letafet var. Zira her
şey kanunlarda yazmadığı gibi toplum sadece kanunlarla da
yönetilmiyor/yönetilemez.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder