Bu Blogda Ara

6 Temmuz 2026 Pazartesi

MİLLETLEŞME YOLUNDA

 

Başta Sosyalistler olmak üzere Milliyetçiler ve İslamcılar, kendi ideolojilerinin öngörüsünde toplumu dizayn etmek amacını taşırlar. Dolayısıyla toplumun genel yapısını, değerlerini ve geleneklerini her zaman göz ardı ederler. Çeşitli tanımlamaları kendi ideolojileri çerçevesi içerinde tariflendirirler.

Mesela,

Sosyalistler için millet kavramı “dil, coğrafya ve tarihsel miras gibi ortak kültürel öğeleri barındıran ancak kapitalizmin yarattığı statik veya bölücü bir yapı olarak değil; sınıfsız bir topluma doğru evrilecek, tarihsel ve geçici bir insan topluluğu olarak ele alınır.”

Milliyetçiler için millet kavramı “bireylerin önüne geçen ve onları yüce bir devletin organik birer parçası olarak gören aşırı milliyetçi (ultra-milliyetçi) bir temele dayanır. Millet, kan bağına veya ortak bir "yeniden doğuş" mitine dayanan kutsal ve bölünmez bir bütün olarak kabul edilir.”

İslamcılar için millet kavramı “ırk, dil veya coğrafi sınırlara dayalı modern ulus-devlet anlayışından farklı olarak dini ve itikadi bir birlikteliği (ümmeti) ifade eder. Bu yaklaşım, köklerini Kur'an terminolojisinden ve Osmanlı'nın geleneksel sosyopolitik yapısından alır.”

Her üç ideolojide toplumun genel yapısından bağımsız olarak, iktidara geldiklerinde devlet yapılanmasını buna göre düzenlemek, toplumu ideolojileri doğrultusunda dizayn etmek amacını taşırlar.

Ancak,

Toplumun genel yapısının buna müsait olup olmadığını düşünmezler. Zaten öncelikli amaçları savundukları deliller vasıtası ile devleti ele geçirmektir.

Devleti ele geçirdiklerinde toplumu dönüştürmede başarılı olabilirler mi? İstisnasız tüm ideolojiler amaçlarına ulaşmak için otoriter davranmak zorunda kalmışlardır. Ama başarılı olamamışlardır. Ya iktidarı bırakmak zorunda kalmışlar ya da ideolojilerini sulandırmışlardır. Sonunda geldikleri noktaya kendileri bile anlam veremezler. Bunun dünyada örnekleri çoktur.

Gelinen noktada, toplum değerlerini, geleneklerini ve hatta (sosyalizmde olduğu gibi) sınıfsal yapılanmasını tasfiye etmişlerdir. Toplum kesimleri arasındaki yüzyıllardır deneme yanılma ile oluşturulan hassas denge yok edilmiş, toplum insan yığınları haline getirilmiştir. Gün gelip toplum basıncına dayanamayıp tasfiye olduklarında değerlerini, sınıflarını yitirmiş, darmadağın olmuş topluluk bırakmışlardır. Ülke artık geri dönüşü zor bir yola girmiştir.

Özelde, bizim gibi imparatorluk bakiyesi bir ülke için oldukça iç açıcı olmayan durumdur.

Osmanlı İmparatorluğunda milletleşme yolundaki çalışmalar gelişmiş ülkelerden çok sonra,19. Yüzyılın sonlarından itibaren ivme kazanmış, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra devlet politikası haline gelmiştir.

Lakin,

20. yüzyılın ideolojiler çağı olması, cumhuriyet yöneticilerinin ideolojik yaklaşımları, yukarıda da bahsettiğimiz gibi siyasi partilerin ve elitlerin toplum değerlerini ideolojiler üzerinden tanımlamaları hem değerleri dejenere etmiş ve hem de karşıtlarının değersizleştirmelerine maruz kalmıştır.

Mesela,

Sosyalistler için din afyondur, tasfiye edilmeleri gerekir. Milliyetçilerin lügatinde etnik guruplar yoktur. İslamcılarda ise, milletin adı anılmaz, Müslümanlar ve gayrimüslimler vardır. Hayat İslami yaşamdan (!) ibarettir. Her şeyin dinle bağlantısı olmalıdır.

Halbuki,

Hayat ne siyahtır ne de beyaz. Her ikisi arasında gri alanlar vardır. Üzerinde yaşadıkları toprakları ortak vatan bilmiş toplumun, yüzyıllardır oluşturdukları değerler manzumesi vardır. Bunları yok saymak, topluma “kitaptan okudukları” ideolojilerini dayatmak “leyleğe ancak kuşa döndün” meselini dayatmak gibidir.

Sosyalist bir arkadaşımın Türk olduğumuz için övünmemiz gerektiğini, dinin toplum için olmazsa olmazı olduğundan bahsetmesi… Eskiden Türk tarihini Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren başlatanların, “bizim binlerce yıllık tarihi geçmişimiz var” demeleri… Milliyetçilerin aynı vatan içinde yaşayanların etnik kökenlerinin farklı olabileceklerini artık düşünmeleri… Tesettürlü bir hanımla serbest giyinen bir hanımın caddede kol kola neşe içerinde yürümeleri… Toplumun (aslında var olan ama bastırılmış) duygularının gün yüzüne çıkmasının göstergeleridir.

Galiba yüzyıllık cumhuriyet tarihimizde milletleşme yolunda yeni bir evreye geçiyoruz. Günümüzde yaşadığımız tüm olumsuzluklar, yukarılarda yaşanan (toplumun çok da hoş görmediği) kavgalara rağmen toplum metanetini koruyor. Gördüklerim benim yarınlara ümitle bakmamı sağlıyor. Umarım yanılmam.

Kısaca,

Toplum ideolojilerle değil, değerleri ile yaşar ve gelişir. Devletin vazifesi bu değerlerin çağın gelişmesine uygun olarak yenilenmesinin yolunu açmaktır.  

Hiç yorum yok:

MİLLETLEŞME YOLUNDA

  Başta Sosyalistler olmak üzere Milliyetçiler ve İslamcılar, kendi ideolojilerinin öngörüsünde toplumu dizayn etmek amacını taşırlar. Dolay...