Bu Blogda Ara

29 Haziran 2026 Pazartesi

TEESSÜF Kİ, ELÇİBEY’LE DANIŞA BİLMEDİM…

 

 İnsan hayatında öyle anlar var ki; Yıllar geçtikten sonra o anın ne kadar önemli olduğunu ancak anlayabiliyor.

Bu cümlemin devamına bir an ara verip, yazıma başka cenahtan devam edeyim.

Sevenleri 24 Haziran’da Ebulfez Elçibey’in 88. Doğum yıldönümü kutladı. Kutlama sayısı geçen yıllara göre daha fazla ve içerik olarak da coşkulu idi.

Hatırlanacağı gibi Elçibey, 1991 yılında Azerbaycan’ın Sovyetler ittifakından ayrılıp bağımsızlığını kazanmasında önderlik eden Azerbaycan Halk Cephesinin (AHC) lideri idi. Bağımsızlıktan sonraki ilk seçimde Azerbaycan’ın ilk cumhurbaşkanı seçilmişti. 1993 olayları vs. den sonra bir gece yarısı Nahçıvan’a gitmiş, başkanlığı vekaleten Haydar Aliyev’e bırakmıştı. Haydar Aliyev seçimlere gitmiş, Azerbaycan’ın ikinci cumhurbaşkanı olarak makama yerleşmişti.

Sovyetlerden kalma kadroları ile ülkeyi idare etti. Ülkedeki kargaşalıkları önledi, Ermenistan’la ateşkes imzaladı, orduyu toparladı, Türkiye ile ordunun eğitilmesi anlaşmasını imzaladı, ülke içinde yeniden yapılandırma girişimlerini başlattı. Rusya’yı küstürmemeye, batı arasında daha dengeli politikalar üretmeye çalıştı. Daha sonra yerine geçen oğul İlham Aliyev düzeni devam ettirdi, bugünlere getirdi.

Elçibey siyasetten gelmeyen, akademik çalışmalar yapmış, Turan ideolojisi yüzünden Sovyet yönetimi ile başı derde girmiş ve hatta bu yüzden hapis yatmış bir idealist. Ben onu her andığımda Enver Paşayı hatırlarım. Romantikliği ağır basan bir liderdi.

Neyse,

Halk Cephesi siyaset tecrübeleri olmayan, idealist, Sovyet yönetimlerince dışlanmış, bağımsızlık yanlıları ve yönetimden memnun olmayan halkın da desteğini almış siyasal oluşumdu.

Elçibey iktidara geldiğinde, romantik düşüncelerin yerine gerçeklerle yüz yüze gelmiş, günün siyasi ortamında baş olmanın zorluklarıyla karşılaşmıştı. Çökmüş, yeniden kurgulanması gereken bir ekonomi ve sosyal hayat, Ermenilerle Karabağ meselesi, Karabağ’dan göç edenlerin hazin durumu, bürokrat kadrolarında eski kaşarlanmış Sovyetlerden kalma bürokratların direnişleri ile acemi yeni gelenlerin sorumsuz davranışları da eklenince ülke iyice batağa saplanmıştı. Bunun yanına Rusya’nın iç karışıklık çıkarma mahareti, batılı ülkelerin gerekli ekonomik yardımı yapmamasını da ekleyebiliriz. Türkiye kendisine umduğu yardımı yapamadı.

Şimdi yukarıda ara verdiğim cümleme devam edeceğim…. Esas konum bu olacak.

1991’de Azerbaycan’a gittiğimde milliyetçi olduğunu zannettiğim İtibar Mehmedov ile görüşmek istedim. Arkadaşlarımın girişimi ile, bin naz ile isteğimi kabul eden İtibar ile görüşmem ancak beş dakika sürdü. İtibar bana milliyetçiliğinden ziyade “provokatör” imajını vermişti. Nitekim en yakın parti arkadaşı, 1992’de savunma bakanı olan Rahim Gaziyev Rus casusu olarak hapse atılacaktı. Arkadaşlarımın “seni istersen Elçibey’le görüştürelim” teklifini Elçibey’i de partisinin adından dolayı solcu bir lider olarak gördüğüm için (bunların milliyetçisi bu ise solcusu nasıldır düşüncesiyle) reddettim. Daha sonraları gerçeği öğrendiğimde iş işten geçmişti. 1992’de geldiğimde Elçibey devlet başkanı idi ve artık görüşmem de mümkün değildi.

Burada hayatımın dersini aldım. İnsanları basının yazdıkları ile tarif ediyorduk. Bulundukları konum ve olayların seyrini takip etmiyorduk. Yine hangi fikirden olursa olsun, ülkenin bağımsızlık hareketinin lideri ile görüşmem bana hiçbir şey kaybettirmez, çok şey kazandırırdı. Öbürü ise sıradan bir parti lideri ve Halk Cephesinde yer almıyordu.

Bu benim özelimde aldığım ders. Halbuki Turan ülküsü ile yoğrulup kapılar açılır açılmaz Turan diyarlarında soluğu almış benim gibi birinin affedilmez bir hatasıydı.

1992 yılında ikinci gidişimde, romantizmin sona erdiği, halkın geçim derdine düştüğü, artık gerçeklerle yüz yüze geldiği bir dönemdi. Halkın mevcut yönetimden ve Elçibey’den şikayetleri vardı. Arkadaşıma “Elçibey’in işi zor, bir yıl dayanabilirse çok iyi” demiştim. Nitekim bir yıla kalmadan Elçibey görevden ayrıldı.

Bu benim özel düşüncem;

Elçibey geçiş dönemi lideri idi. Bunu Elçibey biliyor-muydu? Bilemem. Görevi bitti, tasfiye edildi. Ama bildiğim bir şey var, kurt Haydar Aliyev bunu çok iyi biliyordu. Hayatını okuduğumuzda, satranç oyuncusu gibi her attığı adımı tasarlayan, birkaç hamle sonrasını hesap eden bir liderdi.

Bu olaylar bana şunu öğretti.

1-   İdealler, ütopyalar insanları motive eder. Ama bu idealler ya hayatın olağan akışında gerçekleşmesi mümkün değildir, boşa kürek çekmektir ya da şartlar müsait oluncaya kadar bu ideallere varmak için sabırla çalışmak, altyapısını hazırlamak, mümkün olanı gerçekleştirmektir.

     2-Asıl olan millettir. İktidarlar ve ideolojileri gelip geçidir. Bir kandan, bir candan gelenler yıllar, yüz yıllar geçse bile zaman ve zemin müsait olduğunda birbirleri ile halvet olurlar. Birey olarak öncelikle bunun için duyarlı olmaları, çalışmaları gerekir. Dostlar, arkadaşlar edinmeli. Azerbaycanlı kardeşlerimizin değişleri ile “alaka saklamalılar.” O yıllardan sonra hep buna dikkat ettim.

      3- Halk olarak resmi söylemlere fazla kafa yormamamız gereğidir. Gün gelir, gerçekler ortaya dökülür. Azerbaycan resmi söylemleri, Haydar Aliyev’in kurucu “umum mili lider” olduğudur. Halbuki Azerbaycan’ın (1918’deki) kurucu lideri Mehmet Emin Resulzade’dir. Azerbaycan’ın bağımsızlık hareketinin lideri ve birinci Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey’dir. Haydar Aliyev ikinci cumhurbaşkanıdır. Hakkını yemeyelim, ülkeyi derleyip toparlayan da odur.

Son sözüm,

Elçibey bir değerdi. Davranışları fikirleri ile örtüşen (her ne karar siyaset arenasında tanımış olsak bile) “akademik idealisti.” Türk tarihinin kilometre taşlarından biridir.   Təəssüf ki, fürsət düşəndə ​​onunla üz-üzə gələ bilmədiyim üçün hələ də təəssüf hissi keçirirəm.

                      

             

Hiç yorum yok:

TEESSÜF Kİ, ELÇİBEY’LE DANIŞA BİLMEDİM…

    İnsan hayatında öyle anlar var ki; Yıllar geçtikten sonra o anın ne kadar önemli olduğunu ancak anlayabiliyor. Bu cümlemin devamına bir ...