Tarih
boşluk kabul etmez. Sosyal hayat da öyle…
Ülkeye
hâkim olan sistem, kendi dünya görüşü çerçevesinde toplumu yönlendirir. Hatta
dayatır. Dayatmanın derecesi ve şiddeti, sistemin ideolojik anlayışıyla
toplumun yaşam felsefesi arasındaki farklılıkla doğru orantılıdır.
Sistem
topluma seçenekler sunmaz. Onlar için medeniyet, kültür, yaşam felsefesi tek ve
mutlaktır. Bu aynı zamanda devletin ideolojisi ile uyumludur.
Otoriter
ve milletleşmesini henüz tamamlayamamış, demokrasiyi özümseyememiş, iktisadi
kalkınmasını gerçekleştirememiş toplumlarda daha çok görülür.
Siyasal
sistemler, her zaman kendi ideolojilerini destekleyecek ekonomik, kültürel
sınıflar oluşturma gayreti içerisindedir. Bu anlayışı benimsemiş tüccarlar,
sanatkârlar ve diğer toplumsal figürleri her zaman ön plandadır. Her fırsatta
sistemin sunduğu değerlerin sözcülüğünü ve savunuculuğunu yaparlar. Onlar
ayrıcalıklı sınıflardır. Karşılığını da alırlar. Her zaman şunu derler “çağdaş
medeniyet budur.” Geri kalan gericiliktir, yobazlıktır. Toplumda (gizli, açık)
dirençle karşılaştıklarında agresifleşirler, topluma nüfuz edemediklerinde,
toplumu cahillikle suçlarlar. “Onlar anlamıyorlarsa biz ne yapabiliriz ki”
derler.
Geçen
hafta sanat müziği gösterisine gittim. Bu gösteriyi sunanlar 20- 30 kişilik
amatör bir grup. Daha doğrusu bir koro heyeti. 2016’dan beri (pandemi dönemi
hariç) her yıl bu gösteriyi sunuyorlar. Beş-altı ay hazırlanıp haziran ayı
içerisinde gecelerini düzenliyorlar. İçerik olarak (teknik imkanları
nispetinde) gayet de güzel bir gece oluyor.
Geçen
yılın gösterisi daha kalabalık ve her sosyal sınıftan izleyicileri vardı. Bu
yıl sayı olarak daha az ve dar bir çevre itibar etti. Bunun çeşitli nedenleri
olabilir. Nedenlerinden biri de geçen yıl gösteri sonunda işe biraz ideolojinin
bulaşması olabilir mi? Otoriter ve ideolojinin toplumun iliklerine kadar
işlediği ülkelerde ancak görülür bu tip hareketler. Sanatçının iç dünyası
ideolojiden feyz alıyor olabilir ama gösteri ideoloji kabul etmez, onu
basitleştirir. Çünkü orası her meşrepten insanların buluşup kaynaştığı
ortamdır.
Neyse,
Esas
konumuza dönelim. Seçkincilik demiştim.
Geçen
haftaki yazımda “her ferdin toplumdaki yeri nispetinde topluma karşı
sorumluluğu vardır” demiştim.
Bir
örnekleme ile sürdürelim yazımızı…
Ünye
müzik konusunda oldukça kısır bir şehir. Sadece yarı profesyonel bir dernek var
ve imkanları nispetinde bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bildiğimiz kadarıyla
müzik aletleri öğretme üzerine çalışmalar yapıyor. Ses eğitimi üzerine
çalışmaları yok.
Halbuki,
yukarıda da bahsettiğim gibi, bu konuda on yıldır çalışma yapan oldukça düzeyli
bir grup var Ünye’de…Ama ne var ki; İki yıldır keyifle izlediğim bu koronun
elemanları (çok az değişiklikle) aynı kişiler. Neden olabilir? Bu çalışma şehir
toplumunun geneline neden yayılmaz, bu imkanlar neden tanınmaz?
Koroya
liderlik edenlere baktığımızda gerek imkân gerekse bilgi ve kapasite olarak
oldukça ileri düzeydeler.
Galiba,
kişisel tercih ve bakış açılarından yani anlayış farklılıklarından
kaynaklanıyor. Ben onların kendilerine şu soruyu sorduklarını hiç
zannetmiyorum. “Bu sanatı toplumun geneline yaymamız, Ünye’de bu alanda bir
altyapı oluşturmamız gerekiyor. Biz on yılda kaç tane genç kabiliyetin yolunu
açtık?”
Nitekim
hayatın diğer alanlarını da düşündüğümüzde, toplum sosyal yaşamını, hayat
felsefesini etkileyip geliştirecek gelecek nesillere altyapı ve “maya”
oluşturacak neler yaptık/ yapamadık sorularını kendilerine sorup öz eleştiri
yaptılar mı? Ya da bu toplum bizi anlamıyor, galiba bir yerlerde yanlış yapıyoruz
diye hiçbir zaman kendilerine sorduklarını zannetmiyorum. Kısaca “biz
buralardayız, onlar akıl etsinler bize ulaşsınlar.”
Aslında
farkında olmadan, topluma hiçbir şey vermeden kendi dünyanızda çalıp
söylediniz. Toplumun medeniyet gelişmesine katkıda bulunamadığınız gibi büyük
bir boşluk yarattınız. Toplum gün gelip “ben buradayım” dediğinde ve kendi
başına kaldığında yol gösterecek önderler ararlar. İşte o anda yeni gelen sistem
onlara yeni “işbirlikçi önderler” sunar. Aslında bunlar sizin başka
versiyonlarınızdır.
Ha
kırmızı olmuş, ha yeşil… Ama aynı anlayış aynı kalite… Değişen bir şey olmuyor yani…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder