Bu Blogda Ara

22 Haziran 2026 Pazartesi

SEÇKİN OLMAK SENDROMU

 

Tarih boşluk kabul etmez. Sosyal hayat da öyle…

Ülkeye hâkim olan sistem, kendi dünya görüşü çerçevesinde toplumu yönlendirir. Hatta dayatır. Dayatmanın derecesi ve şiddeti, sistemin ideolojik anlayışıyla toplumun yaşam felsefesi arasındaki farklılıkla doğru orantılıdır.

Sistem topluma seçenekler sunmaz. Onlar için medeniyet, kültür, yaşam felsefesi tek ve mutlaktır. Bu aynı zamanda devletin ideolojisi ile uyumludur.

Otoriter ve milletleşmesini henüz tamamlayamamış, demokrasiyi özümseyememiş, iktisadi kalkınmasını gerçekleştirememiş toplumlarda daha çok görülür.

Siyasal sistemler, her zaman kendi ideolojilerini destekleyecek ekonomik, kültürel sınıflar oluşturma gayreti içerisindedir. Bu anlayışı benimsemiş tüccarlar, sanatkârlar ve diğer toplumsal figürleri her zaman ön plandadır. Her fırsatta sistemin sunduğu değerlerin sözcülüğünü ve savunuculuğunu yaparlar. Onlar ayrıcalıklı sınıflardır. Karşılığını da alırlar. Her zaman şunu derler “çağdaş medeniyet budur.” Geri kalan gericiliktir, yobazlıktır. Toplumda (gizli, açık) dirençle karşılaştıklarında agresifleşirler, topluma nüfuz edemediklerinde, toplumu cahillikle suçlarlar. “Onlar anlamıyorlarsa biz ne yapabiliriz ki” derler.

Geçen hafta sanat müziği gösterisine gittim. Bu gösteriyi sunanlar 20- 30 kişilik amatör bir grup. Daha doğrusu bir koro heyeti. 2016’dan beri (pandemi dönemi hariç) her yıl bu gösteriyi sunuyorlar. Beş-altı ay hazırlanıp haziran ayı içerisinde gecelerini düzenliyorlar. İçerik olarak (teknik imkanları nispetinde) gayet de güzel bir gece oluyor.      

Geçen yılın gösterisi daha kalabalık ve her sosyal sınıftan izleyicileri vardı. Bu yıl sayı olarak daha az ve dar bir çevre itibar etti. Bunun çeşitli nedenleri olabilir. Nedenlerinden biri de geçen yıl gösteri sonunda işe biraz ideolojinin bulaşması olabilir mi? Otoriter ve ideolojinin toplumun iliklerine kadar işlediği ülkelerde ancak görülür bu tip hareketler. Sanatçının iç dünyası ideolojiden feyz alıyor olabilir ama gösteri ideoloji kabul etmez, onu basitleştirir. Çünkü orası her meşrepten insanların buluşup kaynaştığı ortamdır.

Neyse,

Esas konumuza dönelim. Seçkincilik demiştim.

Geçen haftaki yazımda “her ferdin toplumdaki yeri nispetinde topluma karşı sorumluluğu vardır” demiştim.

Bir örnekleme ile sürdürelim yazımızı…

Ünye müzik konusunda oldukça kısır bir şehir. Sadece yarı profesyonel bir dernek var ve imkanları nispetinde bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bildiğimiz kadarıyla müzik aletleri öğretme üzerine çalışmalar yapıyor. Ses eğitimi üzerine çalışmaları yok.

Halbuki, yukarıda da bahsettiğim gibi, bu konuda on yıldır çalışma yapan oldukça düzeyli bir grup var Ünye’de…Ama ne var ki; İki yıldır keyifle izlediğim bu koronun elemanları (çok az değişiklikle) aynı kişiler. Neden olabilir? Bu çalışma şehir toplumunun geneline neden yayılmaz, bu imkanlar neden tanınmaz?

Koroya liderlik edenlere baktığımızda gerek imkân gerekse bilgi ve kapasite olarak oldukça ileri düzeydeler.       

Galiba, kişisel tercih ve bakış açılarından yani anlayış farklılıklarından kaynaklanıyor. Ben onların kendilerine şu soruyu sorduklarını hiç zannetmiyorum. “Bu sanatı toplumun geneline yaymamız, Ünye’de bu alanda bir altyapı oluşturmamız gerekiyor. Biz on yılda kaç tane genç kabiliyetin yolunu açtık?”

Nitekim hayatın diğer alanlarını da düşündüğümüzde, toplum sosyal yaşamını, hayat felsefesini etkileyip geliştirecek gelecek nesillere altyapı ve “maya” oluşturacak neler yaptık/ yapamadık sorularını kendilerine sorup öz eleştiri yaptılar mı? Ya da bu toplum bizi anlamıyor, galiba bir yerlerde yanlış yapıyoruz diye hiçbir zaman kendilerine sorduklarını zannetmiyorum. Kısaca “biz buralardayız, onlar akıl etsinler bize ulaşsınlar.”

Aslında farkında olmadan, topluma hiçbir şey vermeden kendi dünyanızda çalıp söylediniz. Toplumun medeniyet gelişmesine katkıda bulunamadığınız gibi büyük bir boşluk yarattınız. Toplum gün gelip “ben buradayım” dediğinde ve kendi başına kaldığında yol gösterecek önderler ararlar. İşte o anda yeni gelen sistem onlara yeni “işbirlikçi önderler” sunar. Aslında bunlar sizin başka versiyonlarınızdır.

Ha kırmızı olmuş, ha yeşil… Ama aynı anlayış aynı kalite… Değişen bir şey olmuyor yani…

                

 


Hiç yorum yok:

SEÇKİN OLMAK SENDROMU

  Tarih boşluk kabul etmez. Sosyal hayat da öyle… Ülkeye hâkim olan sistem, kendi dünya görüşü çerçevesinde toplumu yönlendirir. Hatta day...