Rahmetli
atam “kahvede yerini bilmeyen haftada bir don eskitir” derdi. Hatırlatayım,
Osmanlı Türkçesinde don “pantolon” demektir. Azerbaycan’da hala bu kelime
kullanılır.
Sene
1987,
Bir
akrabam, vaktiyle Ünye’den Merzifon’a tayin olmuş, ama oradan da bir başka ile
tayini çıkartılan bürokrat arkadaşının tayininin durdurulmasıyla alakalı;
benden zamanın milletvekiline tavassutta bulunmamı istedi.
Ben
de milletvekiline durumu ilettim. Milletvekili bana dedi ki;
“Yakup
gücümüz yeter ama bu ne adaba sığar, (o zamanlar etik kullanılmıyordu) ne de
ahlaka. Sen benim yerimde olsan ve Amasya Milletvekili Ordu’ya müdahale etse,
ne dersin?” Milletvekili haklıydı “kusura bakma abi” dedim.
Siyaseti
takip ederim. Fakat günlük “şu şöyle olmuş, bu böyle olmuş gibi işi de
magazinleştirmem.”
Geçen
gün bir usta arkadaşımla büromda sohbet ederken “yahu mademki o kadar forsu
vardı, üç-beş aydır Tekkiraz yolu perişan halde, onu yaptırsaydı ya…Yalıkahvesi’nden
o ne?” Deyiverince ben de şaşırdım.
Meğer
Akkuş Belediye Başkanı İsa Demirci’den bahsedermiş. Bunun gibi birkaç serzenişe
daha şahit olunca Sn. Demirci’nin bu alakası da nereden geliyor diye merak
edip, duayen gazeteci arkadaşıma sordum.
Sayın
Demirci bir YouTube sohbetinde “Yalıkahvesi ‘ne el atacağım ve Büyükşehir
Belediye Meclisinde konuyu gündeme getireceğim” demiş.
İyi
de Akkuş Belediye Başkanının bu işe dahili ne? Diye merakla soruverdim duayen
arkadaşıma. “Olmaz olur mu… Kendisi Büyükşehir Belediye Meclisinde AKP Grup
Başkanvekili, gündeme getirme yetkisi var.” Deyiverdi.
Aslında
bununla ilgili çok mesellerimiz var ama… Ben nezaketen bıyık altından gülmekle
yetindim.
Efendim,
Tabiatta
olduğu gibi hayatın her alanı boşluk kabul etmez. Mutlaka bir şekilde
doldurulur. Siyasette bu işe dahildir. Eğer etki ve yetki alanında boşluk
yaratırsan, eloğlu gelir hemen doldurur.
Bunda
dolduranın kabahati yoktur, kabahat buna ön verendedir.
Demek
ki memleketin ağası, oturduğu makamın ya idrakinde değil ya siyaseten gücü
yetmiyor ya da boş vermiş “artık emekliye ayrılma zamanı” diyor. Her üçü de
sakat. Çünkü bu iş “ben oynamıyorum” demekle de bitmez, emeklilikle de… Hakkını
vereceksin, kaçarım, göçerim yok.
Fakat,
Benim
hayretime giden (hadi diyelim ki siyaseten) Ünye iktidarı bunu görmezden geldi,
yutkundu veya bir hesabı var. Muhalefete, sivil toplum örgütlerine, basına ve
sosyal medyaya ne demeli? Onlarda da ses yok.
Gerçi
burada CHP’yi ayrı tutuyorum, onlardan hayatta Ünye için el kadar bir şey
ummam... Yaptıkları şey, Adıgüzel’i getirip Yalıkahvesi’nde kazık söktürmek.
Her
şey bir tarafa,
Ünye’yi
il yapma sevdasına düşenlerden hiç ses soluk çıkmadı. İl olmadan önce “önce
rüştünü ispat et derler adama.” Benim il olmak konusunda böyle bir derdim yok.
Sadece hatırlatayım dedim.
Lakin,
Hey
gidi günler demeden de geçemeyeceğim. Vaktiyle “Yukarılısı da Cenikli’si de el
pençe divan dururlardı.” Gel de hüzünlenme.
----------------------
Evime
Saray Caddesinden giderken, yönümü sırf Yalıkahvesi merakımdan Sahil Yoluna
çevirdim. Halbuki (elbette duayen abimizin hikmetinden sual sorulmaz)
Sakura’ların bugünlerde dikilmeleri gerekirdi.
Yalıkahvesi
demişken,
Büyükşehir
belediyesi Yalıkahvesi’ndeki deşarj kanalının üzerine güneşlikler falan
yapıyor. Hatta hafızam yanıltmıyorsa Sayın Hilmi Güler’in tanıtım afişi de vardı.
Çay, çorba işini kimlere emanet ettiği umurumda değil.
Beni
asıl meraklandıran,
Bir
zamanlar, arada bir Yalıkahvesi’nde hacet kokusundan geçilmezdi. Umarım
tekrarlamaz.
Bir
de,
Sahil
Yolundan giderken Çamlık girişindeki “Nahçıvan Kümbeti stili Japon Su Deposu”
inşaatımızın çatısı tamamlanmak üzere. Açılışını ne zaman ve kimlerle yapacağız?
Bu konuda da meraktayım.
Çamlık
Kemer Köprümüzün temel inşaatı devam ediyor. Umarım Süleyman Şah mezarı gibi
oradan oraya bir daha taşınmaz.
Ünye’den
haberler bu kadar. Yazımıza meselle başladık…Meselle bitirelim. “Aza nereye gidiyorsun demişler de… Çoğa
gidiyorum demiş.” Şunu da yazmazsam hüccetten giderim vallahi… “Yukarılı’nın havasına…
Cenikli’nin huyuna güvenme”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder