Aslında bu
tür yazılar benim işim değil.
Birincisi, bu
konuda alt yapıya sahip değilim. Zaten mesleğim de değil. Havadan, magazinsel
ve işe biraz ajitasyon, siyaset de katarak ahkâm kesmek ve ayrıca yazıma birkaç
dipnot ekleyerek bilimsellik iddiasında da bulunmam. Üstelik böylesine derin
bir konunun, konuya vakıf akademisyen tarihçiler tarafından ele alınması daha
doğu olur düşüncesindeyim.
İkincisi,
olandan öte, konu siyasi arenada daha çok pirim yapar hale gelmişse, bu
demektir ki amaç burada üzüm yemek değil. Dolayısıyla (hangi tarafta durursanız
durununuz) olandan bağımsız siyasi katkılarınız çok olacak demektir.
Öyleyse
olanın hiç mi kıymet-i harbiyesi yok? Olmaz mı? Elbette var. Acının büyüğü
küçüğü olur mu? Ayrıca ateş düştüğü yeri yakar. Acılar her ne kadar küllense de…
İnsan fıtratı bu, zaman gelir depreşir, gün gelir kaşınır. Normal ölümlerde
bile insan acılara ağıt yakıyor.
Bir de,
Olayların
meydana gelişinin zaman ve zemini vardır. Bu çok önemlidir. (Her ne kadar
benzetmek doğru olmasa bile) normal kazaların bile tali nedenleri vardır… Ki
Ermeni olaylarının hayli, hayli vardır.
O günlerin
dünyasına bakalım;
İmparatorlukların
yıkıldığı, milletleşmenin teşvik edildiği, etnik çatışmaların körüklendiği, var
olma savaşlarının yaşandığı bir devirden bahsediyoruz. Merkezi Dünyada her
millet az, çok acılar çekti, göçler yaşadı. Şu nedenle veya bu nedenle Ermeniler
de elbette bunlardan nasibini aldı.
Kimi
milletler ve dolayısıyla devletler bunlardan dersler çıkardı ona göre daha
bilinçlenerek yollarına devam ettiler. Kimileri ise, bu acıları iyi
okuyamadılar, dersler çıkaramadılar. İleriki yıllarda aynı çıkmaza yeniden
düştürler. Bunlar genelde ya nüfuzca az, devlet kurmuş ama gelişimini
tamamlayamamış milletlerdi.
Konumuz
Ermeniler,
Ermeniler
şöyle oldu böyle oldu bugünkü Ermenistan’da devletlerini kurdular. Ama bu arada
şunu da belirmekte fayda var. Ermeniler Anadolu haricinde Erivan, Gence,
Karabağ ve özellikle Bakü’de Rusların ayakçılığını yaptılar. Evet… Ruslar
vasıtası ile burada kazanımlar elde etmeye çalıştılar. Azerbaycan Türklerine
karşı kıyımlar yaptılar.
Yakın tarih, 1988
yılından itibaren Karabağ ve çevresinde Azerbaycan Türklerine karşı olmadık işler
yaptılar. 90’dan 1994 yılına kadar çoluk çocuk demeden kırım yaptılar. Daha
sert yazıp kışkırtma yapmayacağım. Merak edenler o günün basınını okuyabilir.
Ne için? İki karış toprak, bir sırt yükü ganimet için. Değer-miydi? Ruslar
olmasa idi güçleri yeter-miydi?
Hani derler
ya… Mehmet Akif’in dediği gibi “Hiç ibret alınsaydı tekerrür eder-miydi?” …Ve
kazık yemişsiniz. Ama nihayetinde Sovyetlerin koltuğunun altında huzur içinde
yaşayabileceğiniz bir ülkeniz olmuş.
Yine
akıllanmamış, 1990’da Ruslara güvenip aynı haltı işlemişsiniz. Sonra 2020’de başta
Rusya olmak üzere Batılılar sizi yine sattılar. Gerisin geri, yine vatan
toprağına sığınmak zorunda kaldınız. Bu arada… Sıralamaya gerek yok, bir sürü
insan ve mülk zararlarına uğramışsınız. Ganimet bildiğiniz mülk başınızın
belası oldu.
Gelinen
noktada, şu andaki Ermeni yönetimi, yani Paşinyan diyor ki “ bizim Ermenistan
toprakları haricinde bir iddiamız yok ve olamaz da… Sınırları belli ülkemizde
komşularımızla barış ve huzur içerisinde yaşamak istiyoruz.”
Bir anımı
anlatıp sözün özüne geleyim,
90’lı
yılların başı. Ermenilerin gemi azıya aldığı yıllar. Evinde misafiri olduğum (
Allah rahmetini esirgemesin) Rafiq’e dedim ki “ bizim onlara karşı bir
düşmanlığımız yok. Çünkü vaktiyle onlarla iç içe yaşayıp, komşuluk yaptık. Acılarımızı,
sevinçlerimizi paylaştık. Eşkıyalar yanlış yapmışsa gariban halkın ne suçu var?”
Rafik yaşadıklarının karşısında bunu kabullenemezdi elbette ve bana fena baktı.
Zaman,
köprüler kurup, dostlukları geliştirmek zamanı. Bize düşen onlara yardımcı
olmaktır. Bilimsel, anı (sözde masumane) her ne ad altında olursa olsun
yaraları kaşıma zamanı değil. Yaşanılanlar ders almak içindir, tarih yaraları
kaşıyanları affetmez.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder