Şehirler
tarihi yolculuklarında inişli, çıkışlı yol izlerler. Gün gelir kültürde,
medeniyette, ekonomide ileri giderler. Çekim alanları yaratırlar, her alanda
merkez olurlar. Gün gelir dibe vururlar. Genelde bu dibe vuruş ekonomi alanında
daha belirgin olur. Ama medeniyette dibe çöküş yavaş ilerler, genelde de fark
edilmez. Ancak iyice dibe çöktüğünde fark edilir ama iş işten geçmiştir.
Ünye,
Biz
Ünyeliler okumuşlukla, mürekkep yalamışlıkla, sosyal hayatımızın canlılığı ile
övünürüz. Sosyal alandaki faaliyetlerimiz her zaman çevre il ve ilçelerde
takdir görmüştür. İlkler hep bizde olmuştur. Ekonomik alanda çevremizin en
zengini olamasak bile, sanatsal, eğlence ve sportif faaliyetlerimiz hep gıpta ile
takip edilmiştir.
Şimdi,
Hiçbir
sosyal faaliyeti olmayan, gece birkaç kafe dışında bomboş, sessizliğe bürünen ve
“kitle” haline gelen bir topluluktan başka bir şey olamayan bir şehir.
Geçen
yaz ortalarında gittiğim sanat müziği etkinliğinde aslında biz Ünyelilerin
içten içe bu tür faaliyetlere hasret kaldığını gördüm. Beş yüz kişiyi aşkın
(her kesimden) izleyicinin ilgi ve pür dikkat izlediği sanat gösterisi Ünye’ye
(bu alanda) can suyu gibi geldi. Bize bu sanat müziğini sunanlar amatör bile
olsalar, şehrimizdeki bu boşluğu fazlası ile hatırlattılar.
Bu
sanatsal gösterinin, başta belediyemiz olmak üzere ilgili kurumlarca dikkate
alınmasını beklerdim. Ama olmadı, olacağını da ümit etmiyorum.
Aslında,
o gösterinin akabinde bu konu ile alakalı bir yazı yazmıştım. Sonra dedim ki
“kime ne faydası olacak.” Yayınlamaktan vazgeçtim.
Geçen
gün bir arkadaşım Fatsa’da gittiği sanat müziği gösterisini hasetle ballandırarak
anlattığında Ünyelilik gururum kabardı. Biz neden geride kaldık?
Üzerinde
düşündüm ve elbette kendimce fikirleştim, neticeye vardım.
1- Değişen sosyal yapı,
geçmişte bu konuda hassas olan kesimin ya göç etmesi ya da azınlığa düşmesi.
2- Yeni gelenlerin bu
konuda bihaber olması. Çok kazanmak ve harcamak derdine düşmesi.
3- Toplumun
siyasallaşması, her şeyi siyaset üzerinden tanımlaması.
4- İktidarın sosyal
faaliyet olarak kendi siyasal görüşü doğrultusunda toplumu yönlendirmesi ya da
cendereye sokması. Mesela sosyal faaliyet olarak her bulduğu yere sosyal tesis
yapması ve bunlarla övünmesi. Halbuki bu tür yatırımlar şehir yaşayanlarının
sosyalleşmesini sağlamaz. Özellikle gençlerin kişilik gelişmesine zerre kadar
faydası olmaz. Hatta zararı dahi vardır. İmkânı, parası olanların uğrak
yerleridir, vakit geçirme mekanlarıdır buralar.
Bu tür sosyal faaliyetler tıpkı bayramlar
gibi toplumu birbirine kaynaştırır. Her sınıftan, meşrepten insanlara birlikte
olmanın hazzını yaşatır. Toplumun kültürünü geliştirir, medeniyette üst
sıralara taşır.
5-Muhalefetin de bu konuda hiçbir
hassasiyetinin olmaması.
Geçen aylarda CHP’nin Ordu mitingi
dolayısıyla Ünye’ye gelen Ankara Etimesgut Belediye başkanı (Ünyeli) Erdal
Beşikçioğlu Ünye basınına verdiği beyanatta “gelecek seçimde (birkaç belediyeyi
de sayarak) Ünye’yi CHP’ye kazandıracağız.” Dedi.
Sayın
Beşikçiğlu sanatçı. Hem de hatırı sayılır bir sanatçı. Ben de sanatçı olduğum
için bu sözü çok rahat söyleyeceğim. “O sanatçı olabilir ama onda sanatçı ruhu
yok.”
Çünkü,
Bir
sanatçı her gittiği yerde (ait olduğu sanat alanında) araştırma yapar, o sanat
alanı ile ilgili emareler arar, gözlemlerde bulunur. Bu diğer meslekler için de
böyledir. Mesela, eğer doktorsa sağlık hizmetlerinin nasıl olduğunu sorar.
Beşikçioğlu’nun
“burada ne tür sanatsal faaliyetler var? Size nasıl yardımcı olabilirim?”
Demesi gerekmezmiydi. Gerçi CHP’lilerin de bu konuda talepleri olmamıştır ya…
Ama sorarlar adama “iktidara gelip de ne yapacaksınız? Çıkınınızda, en önemlisi
mayanızda ne var ki?
Atatürk’ü
gözümüze dayarlar da… Atatürk’ün şu sözlerini akıllarına dahi getirmezler.
“Sanatsız kalan bir
milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur. Bir millet ki resim yapmaz, bir
millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz;
itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur. Bir milletin sanat yeteneği güzel
sanatlara verdiği değerle ölçülür.”
İlgililer diyeceklerdir ki “mekanlarımız müsait değil,
hele bir kültür sarayımız yapılsın.”
1-
Eskiden sanatsal faaliyetler için salonlarımız mı vardı?
2-
Canım Belediye sinemasını yıkıp, yerine AVM yaptınız.
Birileri bir şeyler kazandı da… Toplum
ne kazandı? Değdi mi?
3-
Sanat ehli olarak söylüyorum “sanat icrası için “lüküs
mekanlara” ihtiyaç yoktur. Yeter ki gönüller istesin.
Kısaca…
“Namazda gözü olmayanın Ezanda kulağı olmaz.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder